Şizofreni Nedir? Belirtileri ve Nedenleri

Şizofreni, insanları gerçek ve gerçek dışı olanı ayırt etme de zorlayan ciddi bir ruhsal bozukluktur. Şizofreni halüsinasyonlar, sanrılar, aşırı derecede bozuk düşünce ve davranışların bileşimi ile sonuçlanabilir.

Şizofreni hastaları ömür boyu tedavi görmelidir. Erken tedavi, ciddi komplikasyonlar gelişmeden hastanın ve hastalığın ilerleyişinin kontrol altına alınmasını sağlar

Şizofreni Belirtileri

Şizofreni: düşünme, davranış ya da duygular ile ilgili bir takım problemler içerir. Semptomlar ve bulgular değişiklik göstermekle birlikte genellikle sanrılar, halüsinasyonlar veya düzensiz konuşmayı içerir. Semptomlar şunlar olabilir:

Hayaller

Bunlar gerçekliğe dayanmayan sanrılardır. Örneğin bu kişiler zarar gördüğünü, taciz edildiğini, şöhretinin olduğunu, başka bir kişinin ona âşık olduğunu veya büyük bir felaketin gerçekleşmek üzere olduğunu düşünür. Şizofreni hastalığında sanrılar çoğu hastada görülür.

Halüsinasyonlar

Halüsinasyon var olmayan şeyleri görmek veya duymaktır ancak şizofreni hastaları için bu durum oldukça gerçekçi bir etkiye sahiptir. Halüsinasyonlar duyuların herhangi birinde olabilir ancak işitme sesleri en yaygın halüsinasyonlardır.

Düzensiz Düşünce (konuşma)

Etkili iletişim bozulabilir ve soruların cevapları kısmen veya tamamen ilgisiz olabilir. Nadiren konuşma, bazen kelime salatası olarak bilinen anlaşılmayacak anlamsız sözcükleri bir araya getirmek gibi durumlar görülebilir.

Son derece dağınık veya anormal motor davranış: Bu durum, çocuksu sersemlikten beklenmedik ajitasyona kadar birçok farklı şekilde ortaya çıkabilir.

Olumsuz Belirtiler

Normal işlevsel yeteneklerde azalma veya eksiklikle ortaya çıkar. Örneğin kişi, kişisel hijyeni göz ardı edebilir. Kişinin davranışlarında durgunluklar ortaya çıkabilir. (göz teması kurmaz, yüz ifadelerini değiştirmez). Ayrıca, kişi günlük aktivitelere olan ilgisini kaybeder.

Semptomlar, kötüleşme dönemleri ve semptomların remisyonu (sönmesi) ile birlikte, zamana ve ciddiyete göre değişiklik gösterebilir ancak bazı belirtiler her zaman mevcuttur.

Erkeklerde şizofreni belirtileri tipik olarak 20’li yaşların ortalarında başlar. Kadınlarda ise belirtiler 20’li yaşların sonlarında başlar. Çocuklar da ve 45 yaşın üstündeki kişiler de şizofreni oldukça nadir görülmektedir.

Gençlerdeki Belirtiler

Gençlerde şizofreni belirtileri erişkinlerdekine benzer ancak durumun fark edilmesi daha zor olabilir. Bunun sebebi gençlerde şizofreni hastalığının erken belirtilerinden bazılarının, genç yaşlarda gelişimsel açıdan çoğu kişilerde görülüyor olmasıdır. Bunlar:

  • Arkadaşlardan ve aileden uzaklaşma
  • Okulda performansında düşüş
  • Uyku problemi
  • Sinirlilik veya depresif ruh hali
  • Motivasyon eksikliği

Yetişkinlerde şizofreni belirtileri ile gençlerin ki karşılaştırıldığında, gençler de aşağıdaki farklılıklar görülmektedir:

  • Sanrıların daha az olması
  • Görsel halüsinasyonların görülme olasılığının daha yüksek olması

Ne zaman Doktora Görünmek Gerekir?

Şizofreni hastaları yaşadıkları sıkıntıların psikolojik bir hastalıktan kaynaklandığının farkında değildirler. Bu yüzden yardım almak için ilk olarak aileye veya yakın çevreye yönelirler.

Şizofrenisi Olan Birine Yardım Etmek

Bildiğiniz veya tanıdığınız bir kişinin şizofreni olabileceğini düşünüyorsanız, endişeleriniz hakkında onunla konuşun. Karşınızdaki kişiyi profesyonel yardım almaya zorlamak yerine kibar bir şekilde teşvik edin, bir doktor veya akıl sağlığı uzmanı bulma konusunda yardımcı olun.

Eğer kişi kendiniz veya başkaları için tehlike oluşturuyorsa; kendi yemeğini, kıyafetini, barınağını sağlayamıyorsa ruh sağlığı konusunda değerlendirilebilmesi için 112’yi veya diğer acil müdahale ekiplerini arayın ve yardım isteyin.

İntihar Düşünceleri ve Davranışları

Şizofreni hastalarında intihar düşünceleri ve davranışları yaygındır. İntihar girişiminde bulunma veya intihar girişiminde bulunma tehlikesi olan bir yakınınız varsa, birinin o kişiyle kaldığından emin olun. Hemen 112’yi veya yerel acil durum numarasını arayın ya da güvenli bir şekilde yapabileceğinizi düşünüyorsanız, en yakın hastane acil servisine götürün.

Nedenler

Şizofreniye neyin neden olduğu bilinmemekle birlikte araştırmacılar genetik, beyin kimyası ve çevrenin birleşiminin hastalığın gelişimine sebep olduğunu düşünmektedir.

Dopamin ve glutamat olarak adlandırılan nörotransmitterler de dâhil olmak üzere, doğal olarak oluşan belirli beyin kimyasalları ile ilgili sorunlar şizofreniye sebep olabilir. Araştırmalar sonucu şizofreni hastalarının beyin yapısının diğer insanlardan farklı olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmacılar bu farklılıktan emin olmamakla birlikte, şizofreninin beyinden kaynaklı bir hastalık olduğunu düşünmektedir.

Risk Faktörleri

Şizofreninin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bazı faktörler şizofreni gelişme riskini arttırmaktadır.

  • Ailede şizofreni öyküsü olması
  • İnflamasyon veya otoimmün hastalıklar
  • Babanın yaşlılık durumu
  • Yetersiz beslenme
  • Genç yaşlarda zihin değiştirici ilaçlar kullanmak

Komplikasyonlar

Tedavi edilmediği takdirde şizofreni, yaşamın her alanını etkileyen çok ciddi problemleri de beraberinde getirir. Şizofreninin neden olabileceği veya ilişkili olabileceği komplikasyonlar:

  • İntihar, intihar girişimi ve intihar düşünceleri
  • Kendini yaralama
  • Anksiyete bozuklukları ve obsesif kompulsif bozukluk (OKB)
  • Depresyon
  • Tütün, alkol veya uyuşturucuların kötüye kullanılması
  • Okula gidememe
  • Yasal ve mali sorunlar
  • Sosyal izolasyon
  • Sağlık ve tıbbi sorunlar
  • Mağdur olmak
  • Agresif davranış

Önleme

Şizofreniyi önlemenin kesin bir yolu yoktur. Tedavi planına bağlı kalarak hastalığın kötüye gitmesini ve oluşabilecek olumsuz komplikasyonları önleyebilirsiniz. Ayrıca, araştırmacılar şizofreni risk faktörleri hakkında daha fazla bilinçlenmenin erken teşhis ve tedaviye olanak sağlayabileceğini düşünüyorlar.

Panik Atak

Panik atak; gerçek bir tehlike veya görünür bir neden olmadığı halde, kişinin şiddetli fiziksel tepkilerini tetikleyen yoğun bir korku atağıdır. Panik ataklar çok korkutucu olabilir. Bu ataklar ortaya çıktığında, kontrolünüzü kaybettiğinizi, kalp krizi geçirdiğinizi ve hatta öleceğinizi düşünebilirsiniz.

Birçok insan yaşamı boyunca sadece bir veya iki kez panik atak geçirir ve stresli durum sona erdiğinde atak da biter. Fakat eğer tekrarlayan panik atakları geçirdiyseniz ve uzun bir süre boyunca başka bir atağa karşı sürekli olarak korku duyuyorsanız, panik bozukluğu denen bir durumunuz olabilir.

Panik atak yaşamınızı tehdit etmemekle birlikte yaşam kalitenizi önemli ölçüde etkileyebilirler. Ancak tedavi oldukça etkili olabilir.

Panik Atak Belirtileri

Panik atak genellikle bir uyaran olmadan, aniden başlar. Ataklar her zaman olabilir. (Araba kullanırken, alışveriş merkezinde, okulda, işte veya uyurken). Ataklarınız ara ara olabileceği gibi sık sıkta nüksedebilir.

Panik atakların birçok varyasyonu vardır, ancak belirtiler genellikle dakikalar içinde zirveye ulaşır. Atak bittikten sonra kendinizi oldukça yorgun ve yıpranmış hissedebilirsiniz.

Panik ataklar genellikle bu semptomların bazılarını içerir:

  • Yaklaşan kıyamet veya tehlike duygusu
  • Kontrol kaybından korkmak
  • Terlemek
  • Titreme
  • Boğazınızda boğulma hissi ve nefes darlığı
  • Sıcak basmaları
  • Mide bulantısı
  • Karın krampı
  • Göğüs ağrısı
  • Baş ağrısı
  • Baş dönmesi veya baygınlık
  • Uyuşma veya karıncalanma hissi
  • Gerçeklik ya da ayrılma hissi

Ne Zaman Doktora Görünmek Gerekir?

Panik atak belirtileriniz varsa, mümkün olan en kısa zamanda tıbbi yardım isteyin. Panik ataklar, yoğun rahatsızlık hissi verdikleri halde tehlikeli değildirler. Ancak panik atakları kendi başınıza idare etmek oldukça zordur ve tedavi olmazsanız rahatsızlığınızın boyutu daha da kötüleşebilir.

Panik atak semptomları kalp krizi gibi diğer ciddi sağlık sorunlarının semptomlarına da benzeyebilir. Bu nedenle semptomlarınıza neyin yol açtığından emin değilseniz, birinci basamak hekimleriniz tarafından değerlendirilmeniz önemlidir.

Panik Atak Nedenleri

Panik atakların veya panik bozukluğun neden olduğu bilinmemektedir ancak bu durumu etkileyen faktörler birden fazla olabilir:

  • Genetik
  • Aşırı stres
  • Strese daha duyarlı veya olumsuz duygulara eğilim gösterme
  • Beyninizin işlevlerinin bölümlerindeki bazı değişiklikler
  • Panik ataklar ilk başta aniden gelebilir ama zamanla belirli durumlarda tetikleyici olurlar.

Vücudunuz hayatınızı tehdit eden bir durumla karşılaşırsa kalp atış hızınızı ve nefesinizi hızlandırır. Aynı tepkilerin çoğu panik atakta da ortaya çıkar. Fakat bariz bir tehlike olmadığı halde panik atakların neden ortaya çıktığı bilinmemektedir.

Risk Faktörleri

Panik bozukluğunun belirtileri genellikle ergenlikte veya erken yetişkinlikte başlar. Kadınlar da ortaya çıkma oranı erkeklerinkinden daha yüksektir.

Panik atak veya panik bozukluğu gelişme riskini artıran faktörler şunlardır:

  • Panik atak bulunan aile öyküsü
  • Sevilen birinin ölümü veya ciddi hastalığı
  • Cinsel saldırı
  • Herhangi bir travmatik olay (kaza vb.)
  • Hayatınızda boşanma veya bebek bekleme gibi büyük değişiklikler
  • Sigara veya aşırı kafein alımı
  • Çocukluk dönemi fiziksel veya cinsel istismar durumu

Komplikasyonlar

Tedavi edilmeyen panik atak ve panik bozukluğu yaşamınızın hemen her alanını etkileyebilir. Sürekli korku halinde yaşamanız ya da her an bir atak geçirebilecek olma hissi, yaşam kalitenizi büyük oranda etkiler.

Panik atakların neden olabileceği veya bunlarla bağlantılı olabilecek komplikasyonlar:

  • Özel fobilerin geliştirilmesi (agorafobi, sosyal fobi vb.)
  • Sağlık sorunları ve diğer tıbbi durumlar için sık tıbbi bakım
  • Sosyal durumlardan kaçınma
  • İş veya okuldaki problemler
  • Depresyon, anksiyete bozuklukları ve diğer psikiyatrik bozukluklar
  • İntihar veya intihar düşüncelerindeki artmış risk
  • Alkol veya diğer maddeleri kötüye kullanım
  • Finansal problemler

Panik Atakları Önleme

Panik atakları veya panik bozukluğu önlemek için kesin bir yol yoktur. Ancak, şu öneriler yardımcı olabilir.

  • Atakların daha da kötüye gitmelerini veya daha sık olmalarını önlemek için mümkün olan en kısa sürede tedavi alın.
  • Relapsları önlemeye veya panik atak semptomlarının kötüleşmesine engel olmak için tedavi planınıza sadık kalın.
  • Kaygıya karşı korunmada rol oynayabilecek düzenli fiziksel aktiviteler edinin.

Mobbing nedir?

İngilizcede “mob” kökünden gelen aşırı şiddete yönelmiş kalabalık anlamındaki sözcüğün eylem biçimi olan “mobbing” birine karşı cephe oluşturma, duygusal saldırıda bulunma, , psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı verme, psikolojik terör olarak ifade edilmektedir.

Türk hukuk sistemimizde mobbing ile ilgili pek çok madde bulunmasına rağmen, Yeni Borçlar Kanunu’ndaki bu madde ile mobbing ilk kez açıkça kanunda tanımlanmış ve böylece mobbing davalarının da önü açılmıştır.

Mobbing, yalnızca yöneticilerin altlarında çalışanlara uyguladığı psikolojik tacizi değil de, daha geniş bir tanımla her düzeyde çalışanın birbirlerine uyguladıkları psikolojik taciz olarak tanımlanır. Bu davranışlar yalnızca sözlü olmaz; beden dili, bakış ve ima da mobbing amacıyla uygulanabilir.

Mobbing davranışları:

Bireyin kendisini ifade etmesini engellemeye yönelik saldırılar, sözünün kesilmesi, yaptığı işin sürekli eleştirilmesi,  yazılı veya sözlü şekilde tehdit edilmesi, jest ve mimiklerle küçük düşürülmeye çalışılması, ortamda yokmuş gibi davranılması, başkalarıyla iletişim kurmasının engellenmesi, sözlü ve yazılı olarak yaptığı isteklerinin göz ardı edilmesi olarak da örneklendirilebilir.

Yıldırma davranışlarına “mobbing” tanısı koyabilmek için, saldırganların eylemlerini  “en az 6 ay süreyle” “haftada en az bir kez” gerçekleştirmiş olması şartı aranmaktadır. Bu süreçte, kişinin sağlığını, üretkenliğini etkileyici şekilde doğrudan veya dolaylı bir saldırı olması ve bu saldırının ayırımcılık olarak gözlemlenmesi gerekmektedir.

Mobbing tanısının ayırt edici özelliği ise; fiziksel ya da psikolojik saldırganlık içeren belirli bir davranışın ne kadar sürdüğü ve ne sıklıkta gerçekleştiğidir.

Erkeklerin daha fazla yönetici mobbingine maruz kalırken, kadınların daha fazla çalışma arkadaşlarının mobbing davranışlarıyla karşılaştıkları görülmektedir.

Mobbing uygulayan bireylerin kişilik profilleri incelendiğinde, genellikle; duyarsız, otoriter, insani becerileri olmayan,  sadist ve psikopat olarak tanımlanmışlardır. Çalışma hayatında iyi görünen gerçek kimliklerini maskelerinin arkasına saklamayı başarabilen tipler olarak da bilinirler.

Kendilerine hedef seçtikleri kurbanlarıyla kendilerini karşılaştırır onun kişilik ve mesleki onuruna saldırıda bulunurlar bu saldırılarla yerlerini garantileyerek güçlerini artırmayı beklerler. İlgi açlığı çektiklerinden, övgüye aşırı muhtaç kişilikleri, kendi eksikliklerinin telafisi için psikolojik tacize başvurmakta sakınca görmezler.

Mobbing davranışlarının bireylerin psikolojik sağlıkları üzerinde yadsınamaz etkisi vardır. Mobbinge uğrayan bireylerde psikolojik iyi olma hali düşüktür, “sürekli kaygıları” yüksektir. Psikosomatik şikâyetler, genel psikolojik semptomlar uğramayanlara göre daha fazla görülür.

Tüm bunlar rağmen mobbing mağdurunun mobinge uğrama sürecinin neden devam ettiği sorusu aklımıza gelmektedir. Genel olarak bu sürecin, işini kaybetme korkusundan ya da çalışma arkadaşlarının destek olmamasından, çatışma ortamına girmekten kaçınmasından ötürü gibi nedenlerle mağdurun mobbinge uğrama sürecinin devam ettiği düşünülmektedir.

Karne Zamanı Çocuklara Nasıl Davranmalıyız

Bir eğitim yılının daha sonuna geldiğimiz şu günlerde, karneler sıklıkla konuşulmaya başladı. Karneler, çocuğun başarı düzeyinden ziyade ebeveynlere verilmektedir. Bu sebeple, çocukların karneyle korkutulmaları hiç doğru değildir.

Çocukları Karneyle Korkutmak Çözüm Değildir

Karnelerinde düşük notlar getiren çocuklar, anne ve babalarının tepkilerinden çok korkmaktadırlar. Karnesi kötü geldiği için üzülen bir çocuğun, anne ve babasından da kötü karşılık görmesi, onu aşağılar ve başarısızlığı kabullenmesine neden olur. Böyle bir durumda, çocuk derslerini düzeltmek için çaba sarf etmemeye başlayacaktır.

Çocuklara Koşulsuz Sevildikleri Hissettirilmelidir

Anne ve babaların geneline baktığımızda, ebeveynlerin çocuklarına her fırsatta okul başarıları hakkında sorular sorduğunu görürüz. Sürekli olarak ders notları ve ödevleri hakkında didiklenen çocukların, genel yetenek özellikleri hiçbir zaman dillendirilmemektedir. Dolayısıyla okulunda başarıyı yakalayamamış çocuklar, başarısız etiketiyle sağlıksız bir ruhsal gelişim göstermeye başlamaktadırlar. Bu durum, onların özgüvenlerini yaralar ve girişeceği her konuda başarısız olacağını düşünür. Çocuk bu dakikadan itibaren, ders çalışmayacak ve başka herhangi bir işte de olumsuz sonuçlar alacağını benimseyecektir.

Bu tatsız durumun önüne geçmenin en iyi çözümü, çocuklara sevginin koşulsuz verilmesidir. Başarılı veya başarısız, sonucu ne olursa olsun, sizin desteğinizi yanında hisseden bireyler yetiştirmek; gelecek hayatları için çok önemlidir.

Karne Notu Düşük Çocuklara Moral Verilmelidir

Çocuklar düşük karne notları getirdiğinde, verilmesi gereken tepki; ona sıkıca sarılıp, öpmek ve onun çok sevdiği evladı olduğunu hatırlatmaktır. Gelecek dönemde notlarını yükseltebileceği konusunda çocuk yüreklendirilerek, ona inancın sağlam olduğu hissettirilmelidir. Zayıf olduğu derslerde, konular çocuklara gülümseyerek, sabırla anlatılmalıdır. Gerekli görüldüğü takdirde, tatil boyunca çocuğu sıkmadan, ona özel ders aldırılabilmesi bir diğer çözüm önerisidir.

Bütün dersleri düşük gelen bir çocuğun pedagog yardımı görmesi daha doğru olacaktır. Okulda veya ailede çocuğu olumsuz etkileyen gelişmelerin olup olmadığı, çocukta öğrenme geriliği yaşanıp yaşanmadığı ancak pedagog tarafından anlaşılabilir. Pedagog yardımıyla olumsuz koşullar değiştirilmediği sürece, alınacak ek derslerin çocuğa olumlu bir katkısı olmayacaktır.

Bir diğer önemli nokta ise, sorunun başında tespit edilmesi ve soruna çözüm aranmasıdır. Bunu başarabilmek için, öğretmen ile yakın ilişkilerde olmak çok önemlidir. Çocuğun okul içindeki davranışları ve notları ancak bu yolla takip edilebilmektedir.

Çocuğunuzun Yeteneklerini Ön Plana Çıkarın

Misafirliğe gittiğinizde veya arkadaşlarınız evinize geldiğinde, onların yanında çocuğun okul başarısından bahsetmek yerine, onun ne kadar iyi yüzdüğünü, ne kadar iyi satranç oynadığını vurgulayın. Böylelikle, çocuğunuzun yeteneğini ön plana çıkarak, onun kendisine olan özgüvenini sağlamlaştırmasına yardımcı olmuş olabilirsiniz.

Tatilde Çocuklara Nasıl Davranılması Gerekir

Çocuklara bir birey olduklarını ispat edebilmeleri için, onlara fırsatlar sunulmalıdır. Bu aşamada, çocukların tatil planlarını sormak ve tatil sürelerini nasıl geçirmek istedikleri konusunda onlara destek vermek iyi olacaktır. Böylelikle, tatil süresince eğlenen ve dinlenen çocuklar, yeni ders yılına hazır bir şekilde girebilirler.