Çocuklarda Fiziksel Görünüş

İnsan vücudunu yapılarına göre tiplere ayırmaya çalışan psikologlar genel olarak üç tip ortaya çıkarmışlardır. Vücut tipi ile insanın kişiliği arasında bir bağıntı arama (tipoloji) çalışmaları da oldukça ilginçtir. Hem vücut tipinin kişiliğe etkisi hem de vücut yapısının eğitimde önemi yönünden bu üç vücut tipinin özelliklerini kısaca görelim.

Ektomorfik Görünüm: ince ve zayıf kemikler, uzun ve ince kollar, küçük, dar düz göğüs, yuvarlak ve düşük omuzlar, uzun fakat çok ince el ve ayaklar, düz, kısa karın, ince bacaklar, uzun ince boyun, (S) şeklindeki belkemiği yüzünden kamburumsu duruş. Kaslar zayıftır, vücutta çok az yağ vardır, kemiklerin biçimi deriden görülebilir. Bu tipte olan öğrenciler çok kuvvet isteyen işleri yapamazlar.

Mezomtorfik Görünüm: Kuvvetli, kabaca, sert, sıkı bir vücut, uzun, düz, göğüs, kalın kaburga kemikleri, geniş omuzlar, büyükçe ve kaslı karın vardır. İnce ve düşük bel, genişçe kalça, kalın ve uzun boyun, kemikli yüz, orta boyda ve kaslı, güçlü kol ve bacaklar, bilekler kuvvetli ve kalın, orta uzunlukta ve kalın parmaklar, kalın deri.

Endomorfik Görünüm: Yumuşak, düz ve yuvarlak vücut, geniş, yuvarlak ve kalın karın ve göğüs, baş yuvarlak ve büyük, kalın ve kısa boyun, yuvarlak yüz, bacağın ve kolun üst kısımları (pazu ve baldır) geniş ve kalındır. Kısa kol ve bacaklar, küçük ve tombul el ve ayaklar, kısa ve şişkin parmaklar, kuvvetli kaslar, oldukça yağlı ve şişmanlamaya elverişli vücut. Bu tipte olan öğrenciler, boy uzunluğu gerektiren işleri ve sporları zorlukla yaparlar.

Bu tipler hem kadınlar hem de erkekler arasında görülmektedir. Ancak aynen bir tipe uyan vücut bulmak güçtür. Bu tiplerin karışımı olanlar çoğunlukta olduğu gibi, oldukça bunların dışında kalan displastik vücut tipine sahip olanlar da vardır.

Çocukların vücut tipine bakarak yetişkinlik çağında hangi tipte olacağını tahmin etmek mümkündür. Vücut tipinin büyüdükçe değişmesi hali nadirdir.

Vücut tipinin kalıtımla yakından ilgili olduğu bilinmektedir. Sağlık ve beslenmenin vücut tipine etkisi kalıtıma oranla ikinci planda kalmaktadır.

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) nedir?

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) yaygın bir akciğer hastalığıdır. KOAH’a sahip olmak nefes almayı zorlaştırır.

İki ana KOAH formu vardır:

Bunlar mukus ile uzun süreli öksürüğü içeren kronik bronşit ve zaman içinde akciğerlere zarar veren amfizemdir.

KOAH Nedenleri

Sigara içmek KOAH’ın ana nedenidir. Bir kişi ne kadar çok sigara içerse, o kişinin KOAH’ı geliştirme olasılığı o kadar yüksektir. Ama bazı insanlar yıllarca sigara içmesine rağmen  KOAH hastalığına yakalanmamaktadır.

Nadir durumlarda, alfa-1 antitripsin adı verilen bir proteinden yoksun olan sigara içmeyenler, amfizemi geliştirebilirler.

KOAH’ın oluşmasına neden olan diğer faktörler de şunlardır:

  • İşyerinde belirli gazlara veya dumanlara maruz kalma
  • Ağır miktarda ikinci el duman ve kirliliğe maruz kalma
  • Uygun havalandırma olmadan pişirme ateşinin sık kullanılması

KOAH’ın Belirtileri

Semptomlar aşağıdakilerden herhangi birini içerebilir:

  • Mukus ile veya mukus olmadan öksürük
  • yorgunluk
  • Birçok solunum yolu enfeksiyonları
  • Hafif aktivite ile kötüleşen nefes darlığı
  • Nefesini yakalamakta sorun
  • Hırıltı

Semptomlar yavaş geliştiğinden, bazı insanlar KOAH’ı olduğunu hemen fark edemezler.

KOAH Testleri

KOAH için en iyi test, spirometri adı verilen bir akciğer fonksiyon testidir . Bu, akciğer kapasitesini test eden küçük bir makineye olabildiğince sert üflemeyi içerir. Sonuçlar hemen kontrol edilebilir.

Akciğerleri dinlemek için bir stetoskop kullanarak da yardımcı olunur. Fakat bazen, bir kişi KOAH olduğunda bile akciğerler normal görünebilir.

X-ışınları ve CT taramaları gibi akciğerlerin görüntüleme testleri de yararlı olabilir. Bir röntgenle, bir kişinin KOAH’ı olduğunda bile akciğerler normal gösterebilir. BT taraması genellikle KOAH için daha uygundur.  KOAH belirtilerini detaylı gösterir.

Bazen kandaki oksijen ve karbondioksit miktarını ölçmek için arteryel kan gazı denen bir kan testi de yapılabilir.

KOAH’ın Tedavisi

KOAH için tedavi yoktur. Ama semptomları hafifletmek ve hastalığın kötüleşmesini önlemek için yapabileceğiniz birçok şey vardır. Sigara içiyorsanız, şimdi bırakma zamanı. Bu akciğer hasarını yavaşlatmanın en iyi yolu budur.

KOAH tedavisinde kullanılanlar:

  • Solunum yollarını açmaya yardımcı olmak için  ilaçlar
  • Akciğer inflamasyonu azaltmak için  ilaçlar
  • Hava yollarındaki şişmeyi azaltmak için antienflamatuar ilaçlar
  • Bazı uzun süreli antibiyotikler

Şiddetli durumlarda veya parlama sırasında, aşağıdakileri almanız gerekebilir:

  • Ağız yoluyla veya bir damar yoluyla steroidler (intravenöz olarak)
  • Bronkodilatörler
  • Oksijen terapisi
  • Maske, BiPAPveya bir endotrakeal tüpün kullanılması yoluyla solumaya yardımcı olmak için bir makineden yardım alınması

Doktorunuz belirti sırasında antibiyotik reçete etmiş olabilir.

Kanınızda düşük oksijen seviyeniz varsa, evde oksijen tedavisine ihtiyacınız olabilir .

Pulmoner rehabilitasyon KOAH’ı iyileştirmez. Ama size farklı bir şekilde nefes almanızı öğretebilir, böylece daha aktif ve daha iyi hissedebilirsiniz.

KOAH İLE YAŞAMAK

KOAH’ın daha da kötüye gitmesini önlemek, akciğerlerinizi korumak ve sağlıklı kalmak için her gün bir şeyler yapabilirsiniz.

Gücü arttırmak için yürüyün:

  • Doktorunuza veya terapiste ne kadar yürüyeceğinizi sorun.
  • Yürüme mesafenizi ve yürüyüş sürenizi yavaşça artırın.
  • Yürürken nefes darlığı çekerseniz konuşmaktan kaçının.
  • Nefes aldığınızda dudak solunumu kullanın, akciğerlerinizi bir sonraki nefesten önce boşaltın.

Evinizi kendinize daha kolay hale getirmek için yapabileceğiniz şeyler şunlardır:

  • Çok soğuk hava veya çok sıcak havalardan kaçının
  • Evinizde kimsenin sigara içmediğinden emin olun.
  • Şömineyi kullanmamak ve diğer tahrişlerden kurtulmak suretiyle hava kirliliğini azaltın.
  • Stresi ve ruh halinizi yönetin
  • Sizin için öngörüldüğünde oksijen kullanın

Balık, kümes hayvanları ve yağsız etin yanı sıra meyve ve sebzeler de dahil olmak üzere sağlıklı yiyecekler yiyin. Kilonuzu yükseltmek zorsa, daha fazla kalori içeren yiyecekleri yemeyle ilgili bir hekim ile veya diyetisyen ile konuşun.

KOAH’ın Olası Komplikasyonları

KOAH nedeniyle farklı sağlık sorunlarınız da olabilir:

  • Düzensiz kalp atışı ( aritmi)
  • Solunum makinesi ve oksijen tedavisine bağımlılık
  • Sağ kalp yetmezliği veya kor pulmonale( kronik akciğer hastalığına bağlı kalp şişmesi ve kalp yetmezliği )
  • zatürree
  • Pnömotoraks
  • Şiddetli kilo kaybı ve yetersiz beslenme
  • Kemiklerin incelmesi ( osteoporoz)
  • Zayıflatma
  • Artan kaygı

Çocuklarda Kasların Gelişimi ve Vücut Oranları

Çocuklarda Kasların Gelişimi

Kemiklerin hareketini sağlayan kaslardır. Kaslar özel dokuların meydana getirdiği liflerin birleşmesinden meydana gelmiştir. Sinirler yoluyla gelen uyarıcılara göre uzayıp kısılarak organların hareket etmesini sağlarlar. Kasların bazıları bizim kontrolümüz altındadır, isteğimize uyarak kol, el, bacak ve benzeri organları hareket ettirirler. Bazı kaslar bizim kontrolümüzün dışındadır. Mide, kalp, ciğer ve benzeri organların kasları bağımsız sinir sisteminin emriyle çalışırlar.

Çocuğun doğumunda kasların ağırlığı vücut ağırlığına göre beşte bir ilâ dörtte bir arasındadır. Ergenlik çağında kasların ağırlığı bütün vücut ağırlığının üçte biri, yetişkinlik çağında ise beşte ikisi kadardır. Kasların büyümesi genel olarak vücudun büyümesine paralel olarak gitmektedir.

Yeni doğan çocuğun göz ve solunum kasları iyi gelişmiştir; kol kasları bacak kaslarına oranla oldukça ileridir. ilk çocukluk yıllarında büyük kaslar küçük kaslara oranla daha iyi çalışır. Bu yüzden çocuklar geniş ve büyük hareketleri yapmada, küçük ve ince hareketleri yapmadan daha beceriklidirler.

Kasların büyümesinde hem cinslerin arasında hem de her cinsin kendi arasında bireysel farklılıklar oldukça büyüktür. Çocuğun kendi gelişme biçimine göre kasların büyümesi de şekillenmektedir.

Çocuklarda Vücut Oranı

Doğuşta çocuğun başı, kolu, bacağı, gövdeli arasındaki büyüklük oranı yetişkinlikteki oranlarına bakarak çok farklıdır. Doğuşta başın uzunluğu toplam vücut uzunluğunun dörtte biri kadardır. Hâlbuki yetişkinlerde başın uzunluğu vücut uzunluğuna göre sekizde bir kadardır. Bacak uzunluğu bütün vücut uzunluğuna göre doğuşta üçte bir, yetişkinlikte ikide birdir.

Birinci yaşta çocuğun bacakları başa ve gövdesine göre daha hızlı bir büyüme içindedir. İki yaşına doğru bacakların uzunluğu bütün vücut uzunluğunun yüzde 34’dü, beşinci yaşa doğru yüzde 44’dü kadardır. Gövdenin boyu beş yaşına doğru, doğuştaki boyunun iki katma ulaşır.

Genel olarak ilk çocukluk çağında, bacakları gövdesine oranla kısa olanların yetişkinlikte de bacakları kısa; uzun olanların yetişkinlikte de uzun olmaktadır. Yine bel kemiğine oranla kolu ilk yaşlarda uzun olanların yetişkinlikte de uzun; kısa olanların yetişkinlikte de kısa olmaktadır.

Vücut oranında bireysel farklar oldukça büyüktür. Kızlarla erkekler arasında da farklılık vardır. Genel olarak kızların bacakları yaşıtları erkeklerin bacaklarına oranla daha kısa, karın boşluğu ve bel kemiği uzunluğu ise yaşıtları erkeklere oranla daha uzun olmaktadır.

Alerji Nedir? Nasıl Anlaşılır ve Tedavi Edilir?

Alerji denen bozukluk, bazı özel maddelere karşı bir insanın fazla duyarlı olmasıdır; cilt kızarması, soluk alma güçlüğü, mide ve barsak bozuklukları va sinir krizleri gibi belirtilerle ortaya çıkar. Alerji konusu yüzyılımızın başından bu yana incelenmiştir; bunu denetlemek ve önlemek için neler yapılması gerektiği konusunda pek çok şey öğrenilmiştir.

Size alerjinin bu yönlerini anlatacağım.   İlkin, alerjinin nasıl oluştuğuna kısaca değinelim. Besin lerin kana geçmesi için, çeşitli değişimlere uğrana lan gerekir. Sözgelimi, proteinler amino asitlere d” nüşür. Bununla birlikte Dr. Bret Rather, sindirilme miş proteinlerin de kan dolaşımına doğrudan doğru ya ince barsaktan ve de kalın barsaktan karıştığın ve ağız ile burun kanalından da emilebildiklerini göstermiştir. Bu emilme çok çabuk gerçekleşmektedir Alerjik bireyde antijen olarak karşılanan maddeler, solunum yoluyla da ciğerlere giderek buradan kan karışırlar.

Antijen taşıyan bif madde kanda fazlaca birikirse bedende nasıl bir karşı koyma olur? Bedene uymayan bu madde kullanılamaz ve böbrek boşaltımıyla dışarı atılır ya da atılamaz. İnsan bedeni elbette bu maddeye karşı bir savaşçı hazırlayacaktır Yapabileceği en iyi şey de,   bu maddenin bir daha içeri girmemesi için bif sistem kurmaktır.

Hemen antikor denen maddeler yapılır.   Savaşçı antikorlar, sindirilmemiş proteinleri zararsız kılan hücrelerdir Antijenli maddenin ilk girişinden 10 gün kadar sonra kanda ilk antikorlar serbest olarak dolaşmaya başlar, yabancı maddeye karşı koyan savaşçının beden kısa zamanda hazırlamıştır.   Fakat yabancı madde miktarı çok ve antikor üretimi yetersiz olursa, bedende bazı belirli bölgelerdeki hücrelere yapışırlar.

Bu olaydan sonra, aynı yabancı madde daha çok miktarda bedene etki ederse, hücrelere yapışık antikorlara ulaşıncaya kadar yok edilemez ve «şok» denen olaya yol açarlar ve alerjik olay oluşur. Bu durum, antikorların hangi hücrelere yapıştığına ve deri, mide, barsak sistemlerini, bronşları, sinir sistemini nasıl etkilediğine göre değişik alerjik olaylar görülür.

İyi ki alerjik olaylar toplumda çok az insanda görülür. (Binde iki kişi) Sindirilmemiş proteinler ve bazı maddeler, seyrek olarak kana saldırır; bedenin antikor üreterek karşı koymasına gerekli zamanı sağlamış olurlar. Bazı durumlarda proteinin kana etkisi çok az olur ve çok kısa zamanda kana karışırlar; beden, savunmasını hazırlayamaz ve bu kişiler alerjik insanlardır.

Proteinler dışında bazı ilâçlar da alerjik olaylara yol açar.

Sindirim sistemi tam sağlığına kavuşmamışken bir hastanın iyileşme devresinde, aşırı besin yemek yada mevsimsiz bazı proteinli besinlerin çiğ yenmesi nedeniyle «duyarlık» meydana gelebilir. Bir oturuşta fazla yememek ve proteinli besinleri iyice çiğnemek gerekir. Alerjiye yol açtığı öne sürülerek kötü tanıtılan besinlerden biri de süttür. Çiğ süt yerine, yoğurt ve ayran gibi mayalanmış sütleri öğütlemesinin bir nedeni de budur. Yoğurt, ayran ve peynirdeki, süt şekerinden oluşan laktik asit, süt proteinini daha kolay sindirilir bir duruma sokar.

Ve de yoğurt ile peynir proteini, midede yumuşak ve süngerimsi pıhtılar meydana getirmekle mide salgısının etki etmesini kolaylaştırıcı geniş bir etki alanı oluşturur. Çiğ ya da pastörize sütler ise midede sert pıhtılar oluşturur ve salgının tüm proteinlere sızması zorlaşır. Tahıl proteinleri de bu açıdan sindirimi zor proteinlerdir, fakat iyi bir pişirme ile özümsenmeleri kolaylaştırılır.

Sindirilmiş besinlerin kana karışmasını önleyici korunma yollarından birkaçı: Sindirim kanalında fermentlerce proteinlerin amino asitlere parçalanması, sindirilmemiş besinlerin barsak çeperinden geçemeyişi, pişme sırasında proteinlerin pıhtılaşması vb… Bu doğal işlemlerin en uygun şekilde gerçekleşmesi için «dinçleştirici özel beslenme» ye gerek vardır. Sindirim salgıları ve organların sağlıklı olması için gerekli protein, vitamin ve madenlerin, iyi bir beslenmeyle alınmasına çalışılmalıdır.

Sindirilmemiş proteinler kana karıştıktan sonra bunlara ikinci bir karşı koyma başlar: Hassas hücrelere proteinleri yaklaştırmayan özel antikorlarla karşılaşabilir ya da-enzimler tarafından parçalanabilir. Böbrekler yoluyla dışarı da atılabilir. Bu işlemlerin en iyi gerçekleşmesi için yine «vital diet: hayat veren özel beslenme» gereklidir.

Yeni doğmuş bir bebeğin besinlere duyarlı olmayacak şekilde dünyaya getirilmesi ve bu esenliğini koruması için her çeşit olanak sağlanmalıdır. Gebelik sırasında annenin proteine gereği vardır ve çoğu kez proteinli besinlere «aş verir», yeme isteği uyanır. Bu istek üzerinde durulmalıdır. Et ve proteinli tahıllar, çok iyi pişirilerek yenmelidir.

Kolay sindirilebilen işlenmiş sütleri, ayran, yoğurt ve peynirleri seçmek, ve bir yemekte çok protein almamak gerekir. Doğum doktorunun öğütlerine uymak ve beslenmeyi onunla birlikte düzenlemek iyi olur. Bebek doğduktan sonra da çocuk doktorunun öğütlerine uymak yararlıdır. Çocuk doktorunun en çok ilgilendiği konu, bebeğin beslenmesi konusudur.

Bütün çabanıza rağmen alerjik durumlarla karşılaşıyor yada böyle bir derdi yıllardır çekiyor da nedenini bilmiyorsanız, bulabileceğiniz en iyi alerji uzmanı doktora gidiniz, ve sizde alerji yaratan maddeyi bulmasını sağlayınız. Bundan sonra sizin için iki yol açılmıştır. Birincisi, alerjen besini yememektir. Sizi kurtarabilecek ikinci yol ise, “eğer yemeniz gerekiyorsa” bu alerjen besinlerden her gün çok az miktarda yemeye çalışınız;

ilkin çok küçük bir parça yiyerek başlayınız ve bu ölçüde bir süre devam ediniz. Sonra çok az miktarda ve uzun sürede, uygun aralıklarla bu alerjen besinden yemeyi artırmakla, bağışıklık kazanmaya çalışınız. Birçok ıılerjik insan bu yolu izleyerek iyi sonuç almıştır. Duyarlığı iyileştirmek için kısa sürede etkili yöntemler de vardır, fakat bu ölçüde güvenilir yöntem değildirler. Denemeye değer oluşları da herkes için özel bir konudur.

Yeni araştırmalar, özellikle büyüklerde alerji görülmesi yanında genel sağlıklarının da bozuk olduğunu ortaya çıkardı. Vital diyet, ya da esenlik kazandıran özel beslenmenin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bu soy özel beslenmenin sürekli ya da geçici uygulayıcıları, birçok hastalığa kolay kolay yakalanmıyorlar.

Besinler ve Salgı Bezlerimiz

Bedende etkileri çok önemli olan iç salgı bezlerinin gerekli besin cevherlerini bulması, bizim için büyük önem taşımaktadır.

Tiroidler, metabolizma hızı üzerinde doğrudan doğruya etkilidirler. Tiroidlerin fazla çalışmaları, metabolizmayı yükseltir, az salgı çıkarmaları ise iç olayları yavaşlatır. Bu durum da B vitaminleri ihtiyacını etkiler. Deney hayvanlarında oluşturulan hipertirodizm yani tiroidlerin fazla çalışması, kilo kaybına, karaciğer bozukluğuna, cinsiyetle ilgili dengenin bozulmasına, kalp-damar sisteminde düzensizliklere ve karaciğer glikojeni düşmesine yol açar.

Dr. B. H. Ershoff, Dr. Hersberg, Dr. V. A. Dili, Dr. R. Overman, Dr. M. S. Biskind ve diğerlerine göre bu belirtiler, karaciğerde depolanan B vitaminlerinin kullanılması yada bira mayası yenmesiyle önlenebilir. Bazı egzoftalmik guatr durumlarında B-1 alınması iyi sonuçlar doğurmuştur.

Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, birçok aşırı tiroid çalışması, beslenme bozukluğundan ileri gelmektedir ve ola ki metabolizma hızının yükselmesiyle de belirtiler artmaktadır. Dr. Roger S. Williams ve arkadaşları bunu şu şekilde anlatmaktadırlar: «Tiroid ve öbür salgı bezlerinin, vitamin metabolizması üzerinde ve özellikle emilim ve boşaltım bölgelerinde önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Bu açıdan düşünülürse, sindirim hormonu denebilecek tiroksinin önemsenmesi gerekir, fakat bu alanda çok az çalışma yapılmıştır.»

Şu gerçek önemlidir: Vitamin, maden ve protein gibi maddeleri yeterince taşıyan düzenli bir beslenme, bizim için tek koruyucudur. Beslenmemizi doğal besinlerle düzenlersek, bilimin açıklayamadıkları konularda da bir eksiklikle karşılaşmayız.

Hayvanlarda B-5 eksik olduğu zaman, böbrek üstü bezlerinin dış kabuğunda karakteristik bir değişme yada yeterince görevini yapamayış ortaya çıkıyor. Bu değişikliğin saç beyazlaşmasıyla ilgili olduğu sanılmaktadır; çünkü,   bu hayvanların bozuk adrenalleri alındığı zaman kıl beyazlaşması önlenmekte yada durmaktadır.

Ve bu salgı bezleri çıkarıldıktan sonra hayvanlara,   salgı bezinin bir hormonu olan desoxycortisone  verilirse,  kıllar  beyazlaşmaktadır. Bu nedenle, B-5 eksikliğinin böbreküstü bezi çalışmasına,   yavaşlatıcı mı hızlandırıcı mı etki yaptığı konusunda kesin bir yargıya varılmamıştır. Buna rağmen bir nokta açıkça bilinir: B-5 vitamini azlığı, böbreküstü bezlerini ters yönde etkilemektedir. Ve dezoksikortizon,   saç rengini etkileyen ana boya maddesi olan melanin ve B-5 vitamini arasında yapı bakımından yakın bir ilişki bulunması ilginçtir. Vitamin ve hormon arasında bir bağlantının olduğu konusundaki ilk buluştur bu.

Su ve tuz dengesizliği gibi B-5 eksikliğinin belirtileri de, böbreküstü bezlerinin bozuk çalışmaları sonucu olabilir.   Aynı zamanda, adrenal dış zarlarının ürettiği anormal steroidlerin kanser ve bazı akıl hastalıkları yarattığına inanmak için de nedenler vardır. Bugünkü bilgimizin ışığında, ancak doğal besinlerden bol vitamin alarak, sağlıklı saçlara kavuşabiliriz.

«İki çorba kaşığı gelen 10 gr. Hauser bira mayasında 0.8 mg. B-5 bulunur ki, bilinen besinlerin en zengini sayılıyordu. Oysa, bir çay kaşığı çiçektozunda 27.6 mg. B-5 bulundu. B-5 vitamini günde en az 10 mg. ve en iyisi 20-30 mg. alınmalıdır. Yürek, ciğer ve yumurta sarısı da, günlük ihtiyacın bir kısmını karşılar. E.E.»

A ve E vitaminlerinin, cinsiyetle ilgili olaylarda etkisi uzun zamandır bilinmektedir. Yeni araştırmalar, bu ikisine B vitaminlerini de eklemektedir. E vitamini eksikliğinin, erkek hayvanlarda kısırlığa ve gebe dişilerde embriyon gelişmesinin yavaşlamasına yol açtığı gösterilmiştir. B vitaminleri azlığı, cinsel hücre büyümesini, çiftleşme isteğini, embriyon gelişmesini, emzirmeyi ve annelik içgüdüsünü etkiler. Dr. R. Hertz, bu etkilerde B vitaminlerinin payı olduğunu açıklamaktadır.

Karaciğerde B vitaminleri, bedenin öbür dokularına oranla daha çok birikmiştir. Karaciğerin sayısız görevleri içinde, iç salgı bezleriyle ilgili olan önemli bir tanesi, cinsel bezleri uyaran hormonlar arasında dengeyi sağlamaktır. Her bireyde adrenaller iki çeşit hormon çıkarırlar; androgenic «erkeklik özelliklerini çoğaltan ve kuvvetlendiren» ve örtrojenik «dişilik özelliklerini uyaran» hormonlardır. Her iki hormonun azlığı halinde karaciğer hareketsiz kalır. Deney hayvanlarında, B vitaminleri ve özellikle B-1 ve B-2 eksikliği, karaciğerin (etkili olmayan östrojenler) şeklinde kendini gösteren bozukluğuna sebep olurlar, fakat bu durum androjenlere etki etmez. Bazı doktorlar, aybaşı devresinden önceki gerilim, fazla aylık kanama, hastalıklı akıntılar ve göğüslerde kistler olması gibi durumlarda B vitaminlerinin başa rılı sonuçlar verdiğini rapor etmişlerdir. Williams ve arkadaşları, geçen savaş sırasında, Orta-Doğudaki savaş esirlerinde rastlanan aşırı büyümüş göğüs özelliğinin, yetersiz beslenmenin bir sonucu olabileceğini söylemektedirler. Çünkü bu durum, önemlice B-1 ve B-2 eksikliğiyle yakından ilgilidir.

İç salgı bezleri çalışması için de, vitamin-mineral amino grup asitler gibi, bütün besin maddelerinin gerekli olduğunu bir kez daha gördük. Bu ders, gerektiği kadar geniş anlatılamaz; çünkü özel beslenmeyle ilgilenenlerce iyi bilinmesine karşılık, milyonlarca okuyucu tarafından sıkıcı bulunmakta ve üzerinde durulmamaktadır. Önemli sonuç şudur ki, doğal besinlerden sağlanan besin maddeleri, tam bir sağlık için en güvenilir ve gerekli bir kaynaktır.

KETEN TOHUMU

Akdeniz bölgesi bitkisi olan keten tohumu bol miktarda Omega 3 ve B12 vitaminleri içermektedir. Zihinsel, unutkanlık için birebir tedavi özelliğine sahiptir. Keten bitkisinin meyvelerinden elde edilen bu tohum protein ve sağlıklı yağlar içerdiği için bir çok hastalığa da faydalı olan bu keten tohumunu aktarlardan alabilirsiniz. Yemeklerden önce aç karnına 1-2 tatlı kaşığı tüketebilirsiniz.

KETEN TOHUMU NASIL YENİR

Keten tohumunu her şekilde kullanabilirsiniz. Yoğurda yaptığınız hamurlara, çorbalarınıza meyvalarınızın içine fakat günde 1-2 tatlı kaşığınız geçmemeniz gerek.

KETEN TOHUMUNUN FAYDALARI

KANSERİ ÖNLER; Dünyada bir çok ölümlerin sebebi kanserdir. Keten tohumunda lignan içerdiği kimyasalla kanser oluşumunu engeler üstelik tümör hücrelerinin gelişimini engeller.

VÜCUDU TOKSİNLERDEN KORUR; Vücudu zehirli atıklardan temizleyen en etkili besindir. Karaciğerin ürettiği kolesterolü ve diğer atık maddeleri azaltır. Keten tohumu hem çözülebilir hem de çözülemeyen liflerin yok olmasına sebeptir. 1 yemek kaşığı keten tohumunu 3 gün suda bekletip sonra hem tohumlarını hemde suyunu içebilirsiniz. Haftada bir kez içmeniz yeterli olacaktır.

KABIZLIĞI GİDERİR; Kabızlığı gidermek için en etkili yöntemdir. İçerdiği lifler ve Omega 3 sayesinde kabızlıktan sizi kurtarmaktadır. Yapmanız gereken tek şey her gün yatmadan önce tüketmeniz.

YAŞLANMAYI GEÇİKTİRİR; Keten tohumundaki lignanlar etkili bir antidoksidandır. Bu sebeble vücuttaki hormon dengesini kurmaya yardımcı olarak yaşlanmayı geciktirir. .

YÜKSEK TANSİYONU DÜŞÜRÜR; Keten tohumunun yağını düzenli kullanımı hipertansiyon olan insanlarda önemli ölçüde tansiyonu düşürür.

KALP HASTALIKLARINA KARŞI KORUR; Keten tohumu içerdiği Omega 3 yağ asitleriyle kalbin genel sağlığını korur.

KİLO VERMEYEDE YARDIMCIDIR; Omega 3 yağ asitleri, lif ve lignan birleşerek kilo vermenize yardımcıdır. Günde 2-3 kere 1 tatlı kaşığı keten tohumunu içeçeklerinize yediğiniz yemeklere koyarak tüketmeniz kilo vermenize yardımcıdır. Yağ lifleri açlığı bastırıp tok kalmanızı sağlayacaktır.

CİLT VE SAÇLAR İÇİN YARARLIDIR; İçerisinde bulundurduğu B vitamini ve sağlıklı yağlar cikdi besleyerek daha canlı, parlak ve pürüzsüz cilde sahip olmanızı sağlayacaktır. Bunun yanı sıra saç dökülmenizi  engelleyerek daha gür, parlak ve yumuşak saçlarınız olacaktır.

KETEN TOHUMUNUN YAN ETKİLERİ

  • Fazla tüketildiğinde midede yanma ve şişkinlik yapar
  • Alerji yapabilir
  • Düzensiz kullanıldığında kanama görülebilir.
  • Fazla alındığında ishale yol açar.
  • Su olmadan tüketildiğinde kabız da yapabilir
  • Mide kanaması yapabilir
  • Beyin kanamasına yok açabilir
  • Karın ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Ateş
  • Dudaklarda uyuşma
  • Konuşma bozuluğu
  • Görme değişikliği
  • Beyin damarlarında yırtılma
  • Nefes almada zorluk

KETEN TOHUMUNUN BESİN DEĞERİ

  • 553 kalori
  • 42 gram yağ
  • 20 miligram sodyum
  • 29 gram karbonhidrat
  • 6 gram şeker
  • 20 gram protein
  • 6 miligram C vitamini
  • 10 miligram demir

İSVEÇ DİYETİ

Kilo vermekte en etkili diyet yöntemidir. 13 günlük süren bir diyettir metabolizma  hızına bağlı olarak en az 6 en fazla 25 kilo verebilirsiniz.

İSVEÇ DİYETİ YAPARKE UYGULANMASI GEREKENLER

  • Diyet boyunca günde 20 bardak su içmelisiniz
  • Diyeti doktorunuza danışmadan yapmayınız
  • 3 ay geçmeden diyeti tekrarlamayın
  • Aynı gün içerisinde yemeklerin öğünlerini değiştirebilirsiniz
  • Kolesterolu yüksek olanlar yumurta akını yiyebilirler bu sayede kolestrol normale inecektir
  • Kahveye veya kafeine alerjisi olanlar bu diyeti uygulamamalı
  • Diyette belirtilenlerin dışında başka yemek yemeyin
  • Diyet 13 günden fazla sürdürülmemeli

İSVEÇ DİYETİ TAVSİYELERİ

  • Brokoli olmadığı zamanlarda karnıbahar yiyebilirsiniz
  • Ağır gelirse yapamazsanız Gün de diyeti sonlandırabilirsiniz
  • Herşeyi yiyebilirsiniz fakat belli miktar da
  • Diyetiniz ağır geldiği takdirde bırakmanız sağlığınız açısından daha iyidir.

İSVEÇ DİYETİ LİSTESİ

1. Gün :

  • Sabah;  1 tane haşlanmış yumurta portakal suyu
  • Öglen; bir kase yoğurt üzerine toz biber
  • Akşam ; tavuk bol yeşillikli zeytinyağlı salata

2. Gün:

  • Sabah; 1 fincan kahve yanına şeker
  • Öglen; haşlanmış ıspanak  yanına bir kase yoğurt
  • Akşam; 1 biftek yanına yeşil salata

3. Gün:

  • Sabah;  1 dilim ekmek 100 gram beyaz peynir
  • Öğlen; meyveli yoğurt
  • Akşam; sebze yoğurt

4. Gün :

  • Sabah;  1 dilim ekmek 1 tane yumurta 100 gram beyaz peynir
  • Öğlen; 2 dilim portakal suyu
  • Akşam; fırında balık

4. Gün:

  • Sabah; haşlanmış yumurta bir bardak süt bir dilim ekmek
  • Öglen; yağsız yoğurt üzerine kırmızı biber
  • Akşam; 1 dilim kızarmış ekmek bir dilim peynir portal suyu

5. Gün:

  • Sabah; yağsız yoğurt bir kase
  • Öglen; 1 dilim peynir meyve suyu
  • Akşam : derisiz tavuk akdeniz salatası

6. Gün:

  • Sabah; şekersiz çay kızarmış bir dilim ekmek
  • Öğlen; ızgara et yoğurt
  • Akşam; hiçbir şey

7. Gün

  • Sabah; şekersiz çay bir dilim ekmek yumurta ve beyaz peynir
  • Öğlen; yağsız yoğurt bir tane elma
  • Akşam; mevsim salatası

8. Gün:

  • Sabah; 4 tane siyah zeytin 1 dilim beyaz peynir iki dilim ekmek
  • Öglen; havuç suyu
  • Akşam; ıspanak yoğurt

9. Gün

  • Sabah; şekersiz çay bal kızarmış ekmek
  • Öglen; iki dilim elma
  • Akşam; biberli yoğurt

10. Gün:

  • Sabah; bir bardak süt bir dilim peynir
  • Öglen; bir  kase yoğurt
  • Akşam; fırında balık salata

11. Gün

  • Sabah; bir bardak süt 4 tane zeytin bir dilim ekmek bir kaşık bal
  • Öğlen; bir kase yoğurt iki dilim elma
  • Akşam; tavuk salata

12. Gün

  • Sabah; bir dilim peynir bir dilim ekmek istediğiniz kadar zeytin bal kaymak iki bardak çay
  • Öglen; yoğurt meyve
  • Aşkam; balık veya tavuk tercih sizin yanına  mevsim salatası

 

Çocuklarda Kemik Gelişimi

Kemiklerin en büyük görevi insanın hareketini sağlamaktır. Diğer yandan vücuda gerekli olan kalsiyumu ve içindeki ilikle kanın alyuvarlarım sağlaması yönünden de önemi büyüktür. Boy uzunluğu doğrudan doğruya iskeletle ilgilidir. Dolayısıyla hem insanın psikomotor davranışlarına elvermesi hem de bedence büyümenin temeli olarak kemiklerin büyümesini izlemenin eğitimde büyük önemi vardır.

Döllenmeden altı hafta sonra kemikleşecek olan ilk kıkırdak dokular görülmeye başlar. Doğumdan önce iskeleti meydana getirecek olan kemiklerin bazıları oldukça sertleşmiş ve bazıları ise kıkırdak haline gelmiştir. Yaş ilerledikçe kıkırdak dokular sertleşmeye başlar. Kemikler iç hücrelerinin büyümesi veya çoğalmasından daha çok kemiğin dış kenarlarına eklenen hücrelerle büyürler. Kemiklerin tam olarak biçimlenmesi ve sertleşmesi yirmi yaşlarına kadar devam eder.

ilk çocukluk çağında, henüz sertleşmediğinden, yanlış duruşlarla veya sıkıştırmalarla kemiklerin biçimi kolaylıkla bozulabilir, buna karşılık esnek olduğu için daha zor kırılırlar. Kemiklerin biçiminin bozulma tehlikesi ortaokul çağlarına kadar kendini gösterir.

Röntgen ışınları ile kemikler üzerinde yapılan incelemeler, geçmiş yıllarda insanın geçirdiği hastalıkların, metabolik bozuklukların ve gıdasızlıkların kemiklerde izler bırakabildiğini göstermektedir. Böylece beden büyümesindeki duraklamalar kemiklerin incelenmesi ile de anlaşılabilmektedir.

İlkokul çağına gelen çocukların henüz daha bilek ve parmak kemikleri ince işleri yapabilecek olgunluğa ulaşamamıştır. Bel, kol, bacak kemikleri ağırca işleri yapacak durumda değildir. Bu yüzden birinci sınıftaki öğrenciler küçük el işlerini, incelik isteyen ödevleri, yapmada güçlük çekerler. Bunun yanında kemiklerin ağırlığına dayanamayacağı veya biçiminin bozulmasına sebep olacağı işler de çocuklarca zorlukla yapılır.

Kemiklerin büyümesindeki bireysel farklılık, boyca büyümede olduğu gibi, oldukça büyüktür. Kızlar ve erkekler arasında da farklılık bulunmaktadır. Genel olarak kızların kemiklerinin büyümesi yaşıtları erkeklere oranla, özellikle ilkokulun son yıllarına doğru hızlanmaktadır.

Çocukların kemiklerinin büyümesi ile dişlerinin büyümesi arasında oldukça yüksek bir korelasyon vardır. Buna dayanarak çocukların kemiklerinin büyümesini, dişlerinin büyümesine, süt dişlerinin yerini asıl dişlerinin almasına bakarak izlemek mümkündür.

Çocuğun doğumundan 5-8 ay sonra alt ve üst çenedeki orta ön dişlerinin çıktığı görülür. Hemen bunların arkasından 11 inci aya doğru da yan ön dişler çıkmaya başlar. Birinci yaşın sonlarına doğru ön dişler tamamlanmış olur. Bu dişler 6-9 yaşları arasında düşerek yerlerine asıl dişler gelmeye başlar. Köpek dişleri doğumdan sonra 16-20 aylıkken çıkar, 9-12 yaşlarında yerini asıl dişlere bırakır. ilk azı dişleri doğumdan 16 ay sonra görülür, 30. aya doğru tamamlanır. Bunların yerine asıl dişlerin çıkması 10-13 yaşları arasında olur.

İki buçuk yaşına kadar süt dişlerini tamamlayamayan çocuklar kemiklerinin gelişimi bakımından geride, bu yaştan önce süt dişlerini tamamlayan çocuklar da o oranda ileride olurlar. Süt dişlerini 13 yaşına kadar dökmeyen öğrencilerde de kemik gelişimi oldukça geri demektir. Süt dişlerini daha önce dökenler ise aynı oranda kemik gelişiminde ileridirler. Ancak, yine her çocuğun kendine özgü bir diş gelişimi olduğunu unutmamak gerekir.

Diş bakımı dişlerin çürüyerek erken dökülmesine engel olmaktadır. Yine beslenmenin ve sağlık şartlarının kemiklerin büyümesine etki yaptığını da unutmamak gerekir. Bunun yanı sıra kalıtımın kemiklerin büyümesine, özellikle dişin yapısına büyük etkisi bulunmaktadır. Dişleri koruma alışkanlığının küçük yaşlardan itibaren çocuklarda yerleşmesi gereklidir.

Çocuklarda Kilo Artışı Dönemleri

Yeni doğmuş bir bebek genel olarak 2,500 ila 4,300 gram ağırlığındadır. Doğuşta erkekler kızlardan daha ağırdır. Şişman ananın bebeği biraz daha ağırca olma eğilimindedir. Ananın ilk çocuğu son çocuğuna oranla biraz daha hafiftir. 2.500 gramdan daha hafif olan bebekler henüz daha doğuş olgunluğuna erişmemiş sayılmaktadır.

Doğum sonrasında, fiziksel gelişmedeki gibi bebeğin kilosundaki artışta oldukça hızlı olacaktır. Ağırlıktaki bu hızlı artış çocuk 2 yaşına gelene kadar devam edecektir. 3 Yaşa doğru da bu artış oldukça yavaş olur.  Bu yaş ila ilk okul dönemi arasında bu artış tekrar hız kazanacaktır.

İlkokul çağında öğrenciler, ağırlıkça artmada pek önemli bir hız göstermez. İlkokulun son yıllarına doğru kızların ağırlığı yaşıtları erkeklere oranla daha hızlı artmaya başlar. Kızların ağırlığının daha hızlı artmasının nedeni erkeklerden daha önce erinlik devresine girmeleridir. Ortaokulda kızlar yaşıtları erkeklere bakarak daha ağırdırlar. Ancak lise çağında erkekler, ağırlıkta, yaşıtları olan kızlarla aralarındaki açıklığı kapatırlar ve ileri geçerler. Erginlik yıllarının sonuna doğru erkekler kızlara oranla ortalama olarak daha ağırdırlar.

Beslenmenin ağırlıkça artmada büyük önemi vardır. Çocuğu yağlandırmaya dayanan yanlış beslenme, bebeklik ve ilk çocukluk çağlarında, çocuğun yağ tabakalarının içine gömülmesine sebep olur. İlk ve ortaokul çağlarında öğrencilerin fazla enerji sarf etmesi ile bu yağ tabakaları oldukça erir. Yukarıda verilen rakamlar daha çok çocuğun kas, kemik ve organlarındaki büyümesi gibi normal ağırlığına ilişkindir. Ana babanın tombul çocuk isteme eğilimi yüzünden yağlandırılan çocuklar ağırlıkça daha hızlı artmalar gösterir. Fazla şişmanlığın, organların çalışmasına engel olmasının yanı sıra çocuğun etkinliklerine ve kişiliğine de olumsuz etkileri vardır.

Sağlık şartları, öğrencinin yakalandığı hastalıklar ve gıdasızlık, onun aşırı derecede zayıflamasına sebep olabilir. Ağırlıkta hızlı düşmeler dikkatle izlenmeli, çocuğun beslenmesine dikkat etmeli ve hastalıkların fazla iz bırakmadan geçirilmesi sağlanmalıdır.

Diğer yandan kalıtım da çocuğun ağırlıkça artma hızına etki yapmaktadır. Şişman ana babaların çocukları şişmanlamaya, zayıf ana babaların çocukları, bütün uğraşmalara rağmen, zayıf kalmaya eğilim göstermektedir. Zayıflıkla veya şişmanlıkla vücudun sağlam olması arasında bir korelasyon olmakla beraber akranlarına göre pek şişman olanların sağlıklı, zayıf görünenlerin de sağlıksız olacağını söylemek mümkün olmamaktadır.

İlkokul, ortaokul ve lise çağındaki öğrenciler arasında ağırlıkça büyümede büyük bireysel farklılıklar görülmektedir. Bu bireysel farklılıklara beslenme, sağlık şartları ve kalıtım en belli başlı neden olarak görülmektedir. Öğrencinin ağırlıkça büyümesi izlenirken fazla artış ve düşüşlere dikkat edilmesi gerektir. Fazla şişmanlamanın veya zayıflamanın nedeni duygusal bozukluklar, dengesiz beslenme, sağlık şartlarının bozulması olabilir. Bunların eğitime olumsuz etkiler yapacağı meydandadır.

Pankreas ve Cinsel Salgı Bezleri

Midenin altında yer alan bu salgı bezi, İnsülin donen çok önemli bir hormon salgılar. Ensülinin görevi, şekeri bedende glikojen ve nişasta şeklinde depolamaya ve enerji üretmek amacıyla şekeri yakmaya yardımcı olmaktır. Yenenlerin kana geçmesiyle pankreas da ensülin çıkarır, kan dolaşımıyla şekerler ve ensülin taşınır, enerji üretiminde artan şekerin kas ve karaciğerde glikojen şeklinde depolanmasını sağlar. Pankreasın sağlığı bozulursa, yeterince ensülin çıkaramaz, kanda şeker oranı yükselir ve idrarla dışarı atılmaya zorlanır. Bu durumda bir kısım şeker, enerji üretimi için değerlendirilemez.

Yağlardan enerji üretilmesi için de bir miktar şeker gereklidir. Ensülin azlığı nedeniyle şeker metabolizması, ketozis denen durumu oluşturur. Diyabet denen şeker hastalığının gerçek nedeni bilinmiyor. Pratikte, şeker ve nişastalı besinlerin çok yenmesi ve B-1 vitamini eksikliğinin bu hastalığa yol açtığı konusunda kuvvetli deliller vardır. Şeker hastalarının diyeti, vitamin ve maden eksiklikleri yaratmamak için çok özenle hazırlanmalıdır. Ensülinin iyi kullanılması için, karbonhidratı az ve vitaminleri bol bir özel beslenmeyle durum idare edilir. Çoğu kez diyeti vitamin-maden tabletleriyle güçlendirmek salık verilir. Fakat şeker hastaları sürekli olarak bir hekimin denetiminde bulunmalıdırlar.

CİNSEL SALGI BEZLERİ

Erkek ve kadınların cinsel salgı bezlerinin sağlığıyla beslenme konusu yakından ilgilidir. Cinsel istek azlığı ve güçsüzlük, evlilik yaşamında önemli ‘bir zorundur. Bu konu açıkça ele alınmalıdır. Eğer beslenme çok iyi düzenlenirse, esenliğin kazanıldığı ve seks gücünün yerine geldiği görülür. Bazen 30 ve çoğu kez 40 yaşından sonra görülen erkeklik gücünün azalması, çoğunlukla fazla çalışma, yorgunluk ve kötü beslenmeden ileri gelir.

THYMUS

Kalbin hemen üstünde bulunur ve çocukluk çağında önemli iş görür, gelişmeyi yönetir. Ergenlik çağının sonuna doğru görevlerini başka beze devreder, etkisi azalır, fakat yaşlılıkta bile bir dereceye kadar fonksiyonlarına devam eder.

ADRENAL

Adrenal denen böbrek üstündeki salgı bezleri, “savaşçı bezler” diye tanımlanır. Yaşam savaşımızda birçok davranışımızı etkiler. Korku yada kızgınlık gibi bir heyecanlı durumda, adrenalin denen hormonunu bol miktarda salgılar, ve bedeni savaşa hazırlanmaya uyarır. Adrenalin, kaslar ve karaciğerde depo edilmiş nişasta yada glikojenin şekere dönüşerek hemen enerji kaynağı oluşmasını sağlar. Kanda şekerin bol olduğu zamanların dışında, adrenaller sürekli olarak az miktarda adrenalin çıkarır ve glikojenin şekere dönüşmesini gerçekleştirirler. Adrenalin azlığı, tepki gösterme hızını azaltır ve tehlike karşısında davranabilme yeteneğini kısıtlar.

PARATİROİDLER

Tiroidlerin arkasında bulunurlar; kanda kalsiyum azaldığı zaman hormon salgılar  ve kalb, sinir gibi önemli dokular için öncelikle gerekli kalsiyumu sağlamak amacıyla, kemik ve dişlerden sökülmesini, kan dolaşımıyla haber ileterek gerçekleştirir. Bu hormonlar yardımıyla, kanda sürekli olarak kalsiyum ve fosforun aynı miktarda bulunması sağlanır.

Esenliğin sürmesi için, bedendeki her hücrenin fosforla beslenmesi ve sinir-kas dokularının gevşemesi için kalsiyumun alınması gerektiği hatırlanmalıdır. Şu halde, paratiroidler, sağlığın korunmasında ve heyecan, sıkıntı, sinirlilik ve kalp çarpıntısının önlenmesinde çok büyük önem taşırlar.