MELASMA

Hamilelik maskesi adıyla da tanınan melasma  adından anlaşılacağı üzere hamilelik dönemlerinde ve doğal olarak bayanlarda görülürse de erkeklerde de müşahede edildiği çok az bir oranla sabittir(yüzde 12)

Açık renkli kişilerde daha az görülür. 20 ve 55 yaş aralığındaki kadınlarda, yüz çevresinde yama biçimiyle, büyüyen kahverengimsi lekeler, melanin artmasıyla doğru orantılıdır. Tam olarak oluşum sebepleri bilinmemekle birlikte, aşırı güneş ışınına maruz kalmak, doğum kontrol ilaçlarının hormon salgılanmasındaki yan etkilerinden şüphelenilmektedir. Hamilelik sonrası geçtiğinde, eğer bir müdahale yapılmazsa ömür boyu kaldığı da tespit edilmiştir.

Melasma, travmatikpsikolojik etkileri olan, yüzü etkileyen yaygın bir hipermelanotik bozukluktur. Melasmayla başedilmesi zorlu bir süreçtir ve uzun vadeli bir tedavi planı gerektirir. Oral haplarla, ultraviyole maruziyeti gibi ağırlaştırıcı faktörlerin önlenmesine çalışılır. Tedavi için birden fazla seçenek bulunmaktadır, bunlardan en sık reçete edilen hidrokuinon (HQ) kullanımıdır. Klinik etkinliği kanıtlanmış farklı maddelerin yanı sıra, azelaik asit, kojik asit, retinoidler, steroidler, glikolik asit, mequinol ve arbutin de bu tedavide yer alır. Kombinasyon tedavisi: istenmeyen etkilerin azaltılmasına yönelik tercih edilen tedavi şeklidir. En popüler kombinasyon HQ, steroid ve retinoik asitten oluşur. Uzun süreli ve bilinçsiz hidrokuinon kullanımı, depigmentasyon ve ekzojenokronoz gibi istenmeyen etkilere neden olabilir. Daha güvenli alternatifler arayışı, birçoğu doğal kaynaklardan gelen, daha birçok yeni aracın gelişimine neden olmuştur. Melasmanın rutin tedavisindeki rollerini açıklığa kavuşturmak için iyi tasarlanmış çok daha fazla sayıda kontrollü klinik araştırmalara ihtiyaç vardır.

Melasma, Yunanca’dan gelen ‘melas’ isminden türemiştir ve Yunanca anlamı siyahtır, güneşe maruz kalan cildin sınırlanmış bir hipermelanozudur.
Melazma, özellikle Doğu Asya, Güneydoğu Asya’nın insanlarda daha yaygın olmakla beraber, yoğun ultraviyole ışınlarına maruz kalınması sebebiyle, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan insanlarda görülür. Melasma, Hintliler arasında en sık rastlanan pigment bozukluğudur.

MELASMA PATOFİZYOLOJİSİ(Hastalık olmadığı halde anormal belirtilerin görülme durumu)
Melazmanınpatofizyolojisi kaçınılmazdır, ancak bu anormalliği çok sayıda faktör belirler. Kadın hormonal aktivitesinin rolü, gebelikte ve oral hapla kullanımındamelazma görülme sıklığının artması, östrojen düzeltme ve prostat kanseri için östrojen tedavisiyle tetiklenebilir. Östrojen ile melazmanınindikasyonlanma mekanizması, hücreleri daha fazla melanin üretmeye teşvik eden melanositler üzerindeki östrojen reseptörlerinin varlığı ile ilişkili olabilir. Genetik faktörler, ailesel melazma oluşumu, Asya kökenli ve koyu tenli insanlarda artış gösterebilir. Melazma oluşumunda rol oynayan diğer faktörler: ışığa aşırı duyarlı hale gelme ve antikonvülsan ilaçlar, hafif yumurtalık veya tiroid işlev bozukluğu ve bazı kozmetiklerdir.
Melazmanın gelişmesindeki en önemli faktörlerden biri: güneş ışığından veya diğer kaynaklardan ultraviyoleye fazla maruz kalınmasında ortaya çıkar.Melazmaaktivitesi, uzun süre güneşe maruz kaldıktan sonra evrensel olarak görülmekle birlikte, pigmentasyon, güneş ışığından kaçınma dönemlerinden sonra kaybolmaya başlayabilir.Sebepler her ne olursa olsun, melazma, epidermisde, artmış bir melanin oluşumuyla sonuçlanır. Lezyonlardaki melanosit sayısı normal olarak değişken veya artmış olarak bildirilmiştir Melanositlerdeki ve keratinositlerdekimelanozomların boyutlarında artış olduğu tıbbi kayıtlara geçmiştir.

MELAZMA NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Melasma, yüzdeki kahverengi cilt lekelerinin tipik görünüşünü tanıyarak kolayca teşhis edilir. Dermatologlar deri hastalıklarında uzmanlaşmış doktorlardır ve sıklıkla deriyi görsel olarak inceleyerek melazmayı teşhis eder. Özel, medikal bir siyah ışık, melasmanın teşhisinde yardımcı olabilir, ancak tanı için gerekli değildir. Çoğu vakada karışık melazma teşhis edilir, bu da renk değişikliğinin dermişte ve epidermisdeki pigmente bağlı olduğu anlamına gelir. Nadiren, ciltte hiperpigmentasyonun diğer nedenlerini elemeye yardımcı olması için cilt biyopsisi gerekli olabilir

MELASMA TÜRLERİ

Melazmada dört tip pigmentasyon örneği teşhis edilir: koyu tenli bireylerde epidermal, dermal, karışık ve henüz adlandırılmamış bir tip bulunur. Epidermal tip: cildin yüzeysel katmanlarında aşırı melanin varlığı ile tanımlanır. Dermalmelasma: dermiş tabakasıboyunca melanofajların (melanini alan hücreler) varlığıyla ayırt edilir. Karışık tip:epidermal ve dermal türü içerir. Dördüncü tipte, koyu tenli kişilerin derisinde aşırı melanosit bulunur.

LAZERLE MELAZMA TEDAVİSİ

Lazerler melazmada kullanılabilir, ancak genellikle geçici sonuçlar verirler. Çoğu hasta için hiperpigmentasyonda yapılan çalışmaların iyileşme göstermesi çok az veya hiç olmadığı için lazer tedavisi melazma tedavisinde birincil seçenek değildir. Lazerler aslında bazı melazma tiplerini kötüleştirebilir ve dikkatli kullanılmalıdır. Tedavilerin tekrarlanması durumunda, sonuçları görmek için birden fazla lazer tedavisi gerekli olabilir.
Tedavinin başarısız olmamasını sağlamak için, insanlar güneşe maruz kalmayı en aza indirmelidir. Melazmalarını tedavi edenler, kendilerini daha iyi hissetmek için hayat standartlarının kalitesini yükseltir. Herhangi bir tedavide olduğu gibi, insanlar önce doktorlarına danışmalıdır.

GEBELİKVE EMZİRME DÖNEMİ MELASMA TEDAVİSİ

Gebe veya emziren annelerin,melazma tedavisinde,bir süre daha, bebek memeden kesilinceye dek beklemesi lazımdır. Gelişmekte olan fetüs ve yenidoğan için olası riskler nedeniyle birçok melasma kreminin gebelikte ve emzirilme döneminde bırakılması gerekir. Bu insanlar, kozmetik ürünlerini, ciltteki renk değişimlerini geçici olarak gizlemek için dikkate alabilirler.

MELASMA ÖNLENEBİLİR Mİ?

Melasma, güneşe maruz kalmamak yoluyla önlenebilir. Çoğu durumda bunu önlemek zordur. Ailesinde melasma öyküsü olan kişiler melazmayı önlemek için ek önlemler almalıdır. Melasma ve erken yaşlanmayı önlemenin en önemli yolu güneşi önlemektir. Güneş ışınlarına maruz kalma kaçınılmazsa, şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

Migren Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Migreniniz varsa, tek taraflı atan nabızdan şiddetli baş ağrısına kadar akut nöbetler geçirirsiniz. Bazen migren atağı devam ederken rahatsızlığı gidermek ve nöbeti kesmek için ilaca ihtiyacınız olabilir. Sık sık migren atağınız varsa, nöbetleri engelleyen ilaçlar kullanmanız gerekebilir.

Migren atağı genellikle dört saatten üç güne kadardır. Baş ağrısı ile birlikte hasta  kusma hissedebilir ve gürültüye ve ışığa aşırı duyarlı olabilir. Başa dokunulduğunda acı daha da kötüleşir. Migren saldırısından sonra, yorgun, sinirlenmiş ve ilgisiz hissetmeniz doğal bir durumdur.

Migren geçirenlerin çoğu baş ağrısının başlamasını bir gün öncesine kadar hissedebilirler. Heyecan, yorgunluk, ruh hali, baş ağrısı, terleme veya karın ağrısı olabilir. Bazıları baş ağrısı başlamadan önce sözde aura alır. Aura, yıldırım, zikzak çizgiler veya lekeler olayı olabilir, fakat aynı zamanda yüzün ve kolun titremesi ve uyuşması veya konuşma bozuklukları da olabilir.

Bir nöbet sırasında tedavi

Bazen migren atağı devam ederken rahatsızlığı gidermek ve nöbetini kesmek için ilaca ihtiyacınız olabilir. En iyi etkiyi elde etmek için, saldırı sırasında erken ilaç almalısınız. Kullanılan ilaç grupları yaygın ağrı kesiciler, migren spesifik ilaçlar ve anti-bulantı ilaçlarıdır.

Bir saldırının yolda ya da nöbet sırasında olduğunu düşünüyorsanız, alabileceğiniz genel ağrı kesiciler:

  • NSAID’ler veya cox inhibitörleri olarak adlandırılan antiinflamatuar analjezikler
  • Aktif madde parasetamol içeren ilaçlar.

Saldırı başladığında alabileceğiniz migren spesifik ilaçlar ve bunun bir migren atağı olduğundan eminseniz;

  • serotonin-1 reseptör stimülatörleri olarak da bilinen triptanlar.

Mide bulantısı antidotları şunlardır:

  • metoklopramid içeren ilaçlar.

Tedavi Adımları

İlk sırada antienflamatuar ağrı kesiciler veya parasetamol

İlk olarak, reçetesiz analjezikler genellikle kullanır. Bunlar parasetamol içeren ilaçlar olabilir. Asetilsalisilik asit, diklofenak, ibuprofen veya naproksen içeren NSAID adı verilen antiinflamatuar analjezikler de olabilir.

Asetilsalisilik asit genellikle iyi bir şekilde ve tercihen kafein ile kombinasyon halinde yardımcı olur.

İbuprofen, naproksen ve diklofenak sıklıkla mükemmel çalışır. Bu, özellikle insanlarla ilişkili migrenleriniz varsa geçerlidir.

Metoklopramid ile kombinasyon

Bazen ağrı kesiciler, bulantıya yardımcı olmak için metoklopramidi birleştirir.

Migren atağı sırasında mide işi durur, bu da migrenlere karşı aldığınız tabletlerin içeriğinin her zaman vücuda alınmadığı anlamına gelir. Bu metoklopramid ile karşı karşıya kalabilir.

Metoklopramid, asetilsalisilik asit, NSAID veya parasetamolün analjezik etkisinin hafifçe artmasına neden olur.

Yetersiz güç durumunda Triptanlar

Ağrı kesici yeterli değilse, triptanlar grubunda uyuşturucu deneyebilirsiniz. Baş ağrısı evresinde triptanları erken alırsanız en iyi sonucu elde edersiniz. Bu ilaçlar ayrıca, saldırının bir süre devam ettiğinde de yardımcı olur, ancak baş ağrısının başlamasından önce aur fazında olmaz.

Triptanları NSAID’ler, parasetamol veya anti-bulantı ile birleştirebilirsiniz.

Birçok insan triptanların diğer migren ilaçlarına göre daha iyi bir etki yarattığını tecrübe ediyor. Bununla birlikte, çalışmalar, ağrının, asetilsalisilik asit ve metoklopramid kombinasyonu ile yaklaşık olarak aynı olduğunu göstermiştir. Bir fark, triptanların etkisinin daha hızlı gelebilmesidir. Üçte bir kişi genellikle triptan aldıktan sonra bir gün içinde baş ağrısı yeniden başlar.

Birkaç farklı tipte triptan vardır. Triptanlar tedaviden çıkmadan önce sizin için en uygun olanı bulmak için bunlardan birkaçını denemek iyi olur. Ek olarak, hangi ilaç formununmigren tipi için en uygun olduğunu bulmak faydalı olabilir. Örneğin çeşitli farmasötik formlar, tabletler, fitiller, burun spreyi veya şırıngaları olabilir.

Bazı triptanlar eczane için reçetesiz satın alınabilir, ancak bazıları için bir reçete gerekir.

Son Çare Ergotamine

Başka hiçbir şey yardımcı olmazsa veya nadiren uzun süreli nöbetler varsa, AvervanNovum gibi ergotamin içeren reçeteli ilaçları denemek isteyebilirsiniz. Bu ilaçlar ayrıca süt glikoloidleri olarak da adlandırılmaktadır. Bunlar neredeyse hiç kullanılmamaktadır. Triptanlarla kombinasyon halinde, ergotamin, nadir durumlarda hatta inme veya kalp krizinde, ciddi ve ciddi kan damarları kasılmalarına neden olabilir.

Önleyici ilaç tedavisi

Değişen diyetinize ve yaşam tarzınıza rağmen, migren vakaları olarak adlandırılırsanız, her bir saldırı arasında uygun şekilde geri yüklenemeyeceğiniz için, nöbetin önlenmesi için reçeteli ilaçlar kullanmalısınız. Bu, nöbetler birbirini çözdüğünde ve haftada birkaç kez ilaç almanız gerektiğinde geçerlidir. Nöbet indükleyici ilacın yetersiz etkileri veya zahmetli yan etkileri de önleyici tedaviye ihtiyaç duymanızın bir nedeni olabilir.

Daha sonra kullanılan ilaçlar, genellikle yüksek tansiyon ve kardiyovasküler hastalık için kullanılan ilaç grubu beta blokerleridir. Diğer antihipertansif ilaçlar, kalsiyum antagonistleri ve anjiyotensin reseptör blokerlerinin de migrenleri azalttığı gösterilmiştir.

Özellikle, gerilim baş ağrısıyla ilgili sorunlarınız varsa, antidepresanamitriptilin gece boyunca test edilebilir.

Sadece adet dönemleri alıyorsanız, ibuprofen, naproksen veya diklofenak gibi NSAİİ’lerle koruyucu tedaviyi deneyebilirsiniz.

İşe yarayan bir tedavi bulmak zor olduğunda, bazen bir nörolog topiramat gibi bazı tipte epileptik ilaçlar basabilir.

İlaçlarınızın kontrol altına alınması önemlidir

Çok fazla ilaç baş ağrısını daha da kötüleştirebilir, bu yüzden hangi ilaçları kullandığınız, hangi sıklıkla ve ne kadar çok kullandığınız konusunda kontrole sahip olmanız önemlidir. Bir yol, migren vakalarının ne sıklıkta olduğu ve hangi ilaçları aldığınız hakkında bir günlük yazmaktır. Bu, doktorunuzun tedavinizi değerlendirmesini ve hangi ilacın sizin için en uygun olduğuna karar vermesini kolaylaştıracaktır.

Güne Limonlu Su ile Başlamak için 7 Sebep

Günlük hayatımızda küçük değişiklikler yaparak sağlığınızı büyük ölçüde koruyabilirsiniz. Örneğin güne limonlu su ile başlayın. Güne Limonlu Su ile Başlamak için 7 Sebep:

1-Sindirime yardımcı olur

Midemizde bol miktarda bulunan mide özsuyu (mide asidi) yiyecekleri sindirmeye yarar. Limonun içinde bulunan asit özellikle yaşlandığımızda azalan mide asitlerine yardımcı olur.

2-Vücudumuzun sıvı dengesini korumaya yardımcı olur

Günlük hayatımızda çoğumuz yeterli sıvı almayız. Limonlu su alma alışkanlığı günlük alınması gereken sıvıyı günün tadını çıkararak sağlamanın kolay bir yoludur. Peki, sıvıyı yeterli alıp almadığımızı nasıl anlayacağız? İdrar renginden. İdrarınız berrak ve koyu değilse alınan sıvının yeterli olduğu söylenebilir.

3-Kilo vermenize yardım eder.

İnsan alışkanlıklarını sürekli yapmaya meyillidir. Sabah meyve suyu ve kahve yerine limonlu su almanın etkisini düşünün. Ayda en az 20 gün böyle yapın ve zamanla arttırın. Bel çapınız size teşekkür edecek!

4-Anti-oksidatif özelliği vardır.

Limon vücudumuzu hastalıklara karşı koruyan maddeler ve antioksidanlar içerir. Vücuttaki oksidasyon-antioksidasyon dengesini antioksidayon lehine kaydırır.

5-Uygun dozda C vitamini almanızı sağlar

Suyunuza yarım bir limon sıkmanız, vücudunuzu hücre hasarlarından korumak için gerekli günlük C vitamininin altıda birinden fazlasını karşılayacaktır.

6-Potasyum kaynağıdır

Vücudumuz potasyum olmadan uygun şekilde fonksiyon göremez. Potasyum vücutta kas sinir uyarısı, besin maddeleri ve atıkların taşınması gibi ciddi fonksiyonları gerçekleştirir. Potasyum tuz ve tansiyonun bazı etkilerine karşı koyabilir. Akdeniz tipi beslenmenin önemli özelliklerinden olan potasyumdan zengin diyet kalp ve beyin-sinir sağlığını koruduğu bilinmektedir.

7-Böbrek taşı oluşmasına engellemeye yardım eder

Böbrek taşı oluşumunun en sık nedenlerinden biri yetersiz sıvı alımıdır. Limonlu su alımı hem yeterli sıvı alımını sağlayarak hem de içerdiği sitrik asidin kalsiyumu bağlama gibi özelliklerinden dolayı böbrek taşı oluşumunu ve var olan taşın büyümesini engelleyebilir.

Nasıl hazırlanır:

Yarım limonu bir bardak suya sıkın. Esasen ne kadar ve ne zaman limonlu su alacağınızın çok da önemi yok. Herhangi bir şekilde limonlu su alındığında sağlığınıza büyük bir katkıda bulunduğunuzdan emin olabilirsiniz.

Kabuklarını Sakın Unutmayın!

Limonun zengin besin değerinden yararlanmak için, kabuğunun en üst renkli kısmını kazıyın ve kabukları fırında pişirerek veya yemeğe katarak kullanın.

Limon Dişlerime Zarar Verir Mi?

Teorik olarak limon asiti dişlerimize zarar verebilir. Fakat limonun sulandırılması (soda veya suya konularak) bu zararlı etkisi zayıflatılabilir. Limonu direk olarak çiğnenmesi ise önerilmez.

Hafıza Korumak İçin Nasıl Beslenmeliyiz

Sağlıksız veya kötü beslenme kalp-damar hastalıkları ve bunama (Alzheimer) başta olmak üzere birçok hastalığa neden olabilmektedir. Dünyadaki en yüksek yaşam beklentisi ve en düşük kalp hastalığı oranları, Akdeniz tarzı bir diyetin benimsenmesi ile ilişkilidir. Kalp hastalığı açısından Akdeniz diyeti denilen meyve, sebze, kuru yemiş, soya fasulyesi, zeytin yağı, balık veya beyaz etle beslenmenin önerildiğini çoğumuz duymuşuzdur. Peki, hafıza korumak, bunamamak ve bilinçsel fonksiyonlarımızı aynı düzeyde sürdürmek için nasıl beslenmeliyiz.

Meyve, sebze, kuru yemiş, soya fasulyesi, balık gibi gıdaları içeren diyet ile kızartılmış yiyecekleri ihtiva eden diyetin karşılaştırıldığı bir bilimsel araştırma da diyetin sadece kalp damar hastalıklarını değil aynı zamanda betin sağlığımızda önemli oranda koruduğu anlaşılmıştır.

Diyet Önceden Düşünülenden Daha Fazla Etkiye Sahiptir

Daha önceleri bilinçsel fonksiyonları korumak için önerilen en önemli faaliyet düzenli eksersiz yapılması iken son zamanlar da yapılan bilimsel çalışmalar Akdeniz diyeti ile beslenmenin hafıza ve düşünme becerileri de dahil olmak üzere bilinçsel fonksiyonları korumada da etkili olduğunu göstermiştir.,

Yapılan bilimsel araştırma sonuçlarına bakıldığında meyve, sebze, kuruyemiş, soya fasulyesi, balık ile beslenen kişilerin kızartılmış yiyecekler ile beslenenlere göre % 24 oranında daha az bilinçsel gerileme yaşadıklarını göstermektedir.

Bu çalışmaların ortaya çıkardığı en hayret verici sonuçlardan birisi ise, sağlıklı beslenmenin bilinçsel fonksiyonlar üzerine olan etkisi yaş ve egzersizden çok daha ileridir. Açıkçası, Akdeniz diyetinin beyin sağlığı üzerinde etkisi daha önce bildiğimizden daha fazladır.

Gerek kalp hastalığı bakımından gerekse zihinsel fonksiyonların koruması bakımından sebzeler, fındık, balık, orta derecede alkol kullanımı ve çok az kırmızı et içeren bir diyet en iyisi gibi görünmektedir. Bu tarz diyetin faydaları da kalp damar hastalıkları ve beyin sağlığını koruma ile sınırlı olmayıp, böbrek fonksiyonlarının korunması gibi birçok faydası da vardır.

Bu diyeti takip eden kişiler, diyet içeriğinde bulunan kolon ve mide kanseri hücreleri ile savaşan çeşitli (hydroxytyrosol, tyrosol, oleuropein gibi) maddelerden dolayı çeşitli tümörlere karşı daha korunaklıdır.  Kısacası sağlıklı bir diyetle daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olunabilir.

Göz Bakımı İçin Yapılması Gerekenler

Hemen hepimizin göz bakımı ile ilgili problemleri vardır. Gözaltı torbaları, morluklar, şişkinlikler, kırışıklıklar gibi can sıkıcı sorunlarla karşılaşırız. Bu tür problemler yalnızca yaş ilerlemesinden kaynaklı meydana gelmez çoğu zaman sıkıntı, stres hatta yanlış makyaj malzemesi kullanımlarından da oluşabiliyor. Eminiz ki bunlar için birçok göz bakımı kremleri jeller kullandınız belki de faydasını göremediniz ya da anlık bir etkiyle karşılaştınız. Çoğu zaman göz bakımı kremleri böyledir kullanımı bıraktığınız gibi rahatsızlığınız başa sarar bu yüzden size evde kendinizin kolaylıkla hazırlaya bileceği çözümler sunacağız.

Kayısı Çekirdeği Yağı

Göz çevreniz ve kaz ayağı diye tabir edilen bölgelerde kırışıklıklarınız var ise gülerken bile hemen göze batıyorsa kırışıklıklarınız hemen bir aktara uğrayıp bu ürünü almalısınız. Cilt kırışıklıkları için etkili bir yöntemdir. Bu almış olduğunuz ürünü kolaylıkla uygulayabileceğiniz 2 yüzük parmağınıza ikişer damla dökerek kırışıklıklarınızın olduğu bölgeye uygulayın. Cildiniz bu yağı emene kadar küçük küçük daireler çizerek kırışıklıkların üzerine iyice sürün. Bu yöntemi uyumadan bir kaç saat önceden makyajdan arınmış temiz cildinize uygulayın ve ardından herhangi bir işlem yapmadan uyuyun. Her geçen gün uyandığınızda cildinizdeki görünümden fazlasıyla memnun kalacaksınız.

Buğday Yağı

Göz altınızda ki torbalardan ve koyu renkli lekelerden şikayetçiyseniz buyurun size çözümü. Tabi ki aktarlardan kolaylıkla temin edebileceğiniz bir ürün olup son kullanma tarihide önemli bir unsurdur. Buğday yağını göz çevrenize hatta tüm göz çevrenize gönül rahatlığıyla uygulayabilirsiniz. Tıpkı kayısı çekirdeğini sürdüğümüz şekilde deneyebilirsiniz. Önemle yaklaşmanız gereken bir durum olan yüzük parmaklarıyla uygulamak. Çünkü yüzük parmakları diğer parmaklarımıza istinaden daha yumuşaktır bu yüzden onunla uygularsanız bu ürünleri istem dışı olacak bir baskı bile zarar vermeyecekti cildinize. Elimizdeki en ayarlı parmaklarımız onlardır.

GÖZ ÇEVRESİNDEKİ KOYU HALKALAR

Genellikle uykusuzluk, sağlıksız diyet ve stres kaynaklı meydana gelirler. Eğer siz yüzünüze gereken bakımı ve özeni göstermezseniz gözleriniz kolaylıkla donuk ve cansız bir hale dönüşür. Bu tarz durumlar yaş ilerledikçe daha çok görülmeye başlanır. Önceliğiniz buna yol açan durumlardan gözaltlarınız korumak daha sonrası için size denenmiş gönül rahatlığıyla kullanabileceğiniz bir ürün tavsiye ediyoruz.

Hint (Kastor) Yağı

Göz altında ki oluşmuş koyu renk halkaların, kuruluk, kaşıntı egzema, sedef hastalığı gibi cilt rahatsızlıklarının tedavisinde mucizevi bir üründür.
Cildinize yararlarını saymakla bitmez ama başlıca faydaları şunlardır;
Çok önemli derece de nemlendirici etkisine sahiptir.
Deride ki bütün zararlı ve kirli maddeleri yüzünüzden arındırır, temiz ve taze bir görünüm oluşturur.
Cildin elastik ve kollejan sentezini artırır.
Serbest radikallerden cildi uzak tutar.
Cildinizde ki anti bakteriyel ve mantar oluşumuna engel olur.
Cildinize canlılık, parlaklık ve daha genç bir görünüm katar.
Yukarıda saymış olduğumuz özellikler ile sizi göz altı morluklarından tamamen uzaklaştırmak adına çok iyi bir çözüm yoludur.

Nasıl kullanılır?

Birkaç damla parmaklarınıza dökün ve göz altınıza veya çevresini nazikçe uygulayın. Bunu gece uyumadan öncede sürebilirsiniz. Cildiniz bu yağı emene kadar uygularsanız gönül rahatlığıyla uyuyabilirsiniz. Her gece yatmadan önce bunu kullanmaya özen gösterin bu sayede başarılı sonuçlar elde edeceksiniz aksi takdirde arada bir kullanmak istediğiniz sonucu almanıza yardımcı olamaz.
Göz altı morlukları için sadece hint yağı kullanarak olumlu sonuçlar elde edebilirsiniz ama daha canlı ve güzel bir göz çevresi için başka ürünlerle de karıştırıp kullanabilirsiniz.

Hint Yağı ve Süt

Malzemeler
1 çay kaşığı Hint yağı
1 çay kaşığı tam yağlı süt

Uygulama şekli
Normal küçük bir tabağın içine 2 malzemeyi alın ve iyice karıştırın. Bu karışımın bir birine iyice geçtiğinden emin olduktan sonra göz altınıza iyicene uygulayın. 1 saat kadar bekletin bu sürenin uzaması çok fark vermeyecekse zararlı değildir ana siz yine de 1 saat olmasına özen gösterin. Ardından ılık su ile yıkayın ve bu karışımı kesinlikle her gün 1 kere uygulayanız. Çünkü sütün içindeki laktik asit cilt tonunu dengeler ayrıca sağlıklı olan cildi ortaya çıkarmak için yüzde ki ölü tabakayı deriniz pullanarak dökecektir. Bu yüzden ancak bunu her gün sıklıkla tekrarlarsanız bu başarılı sonucu elde edebilirsiniz.

Hint Yağı ve Badem Yağı

Malzemeler
3 – 4 damla Hint yağı
3 – 4 damla Badem yağı

Uygulama şekli
Gece uyumadan önce olacak şekilde bu iki yağı birbirine karıştırın sürün. Yüzük parmaklarınızla uygulamaya dikkat edin.
Bu 2 yağı birbirine karıştırıp başka bir şişe veya kapta muhafaza edebilirsiniz. Badem yağı nemlendirici etkisi bıraktığı için deriyi yumuşak tutar. Bu yüzden her gece uygulamaya dikkat edin.

Hint Yağı ve Hindistan Cevizi

Nasıl kullanılır?
1 çay kaşığı hint yağı aynı miktarda da hindistan cevizi yağını karıştırın. 1 – 2 dakika masaj yapın ve yıkamayın 1 gece bekletin. İstediğiniz sonucu alana kadar her gece kullanabilirsiniz.
Faydaları
Her 2 yağda antioksidan özelliği taşır. Aynı zamanda doğal iltihaplanmalara ve buna sebebiyet veren maddelerden uzak tutar. Bu özelliğiyle deri altındaki damarlar ve kılcal damarlarda dolaşımı iyileştirmeye yardımcı olur.

ÖNERİLER
Kullanacağınız yağların gözlerinize kaçmamasına dakika edin sürerken gözünüze kaçacak olursa gözünüzü önce bir pamuk veya yumuşak bir bezle silin. Daha sonra ılık bir suyla yıkayın.

Başta da belirttiğimiz gibi göz çevrenize uygulama yaparken yüzük parmağınızı kullanın. Çünkü bu parmak diğerlerine oranla cildinize az baskı uygular.

Yağları yıkadıktan sonra hafif bir etkiyle kurutun ve daha sonra bir nemlendirici kullanın.

Eğer şu ana kadar Hint yağı kullanmadıysanız kolunuzun iç kısmına 1 – 2 damla damlatarak alerjinizin olup olmadığını veya hassasiyetinizi test edebilirsiniz.

Çocuk Apandisiti

Apandisit (ekin iltihabı) derhal tıbbi yardım gerektirir. Bu nedenle hemen tıbbi yardım istemek için semptomlarını tanımak ve normal bir bağırsak ağrısından nasıl ayırt edilebildiğini bilmek önemlidir.

Apandisitin ilk belirtileri genellikle düşük dereceli ateş ve göbek çevresinde ağrıdır. Ağrı genellikle git gide kötüleşir ve karnın sağ alt tarafına doğru hareket eder. Kusma, ishal veya kabızlık ve iştah kaybı diğer yaygın semptomlardandır.

Çocuğunuzun apandisiti olabileceğinden şüpheleniyorsanız hemen çocuk doktoruna başvurun. Bir apandisit ne kadar erken tespit edilirse, tedavi edilmesi o kadar kolay olacaktır.

Apandisit Hakkında

Ek, bir organın, abdomenin sağ alt bölümünde kalın bağırsağa tutunan bir parmak  büyüklüğünde bir yapıdır. Ekin iç kısmı genellikle kalın bağırsak ile bağlanan bir tür ölü uç oluşturur.

Ek, sert ve kuru bir dışkı (fekalit olarak adlandırılır), bağırsakların lenf bezlerinin iltihaplanması veya parazitlerin varlığı nedeniyle tıkanabilir. Ek tıkandığında iltihaplı hale gelir ve dışkıdaki bakteriler aşırı derecede üreyebilir.

Enfekte olmuş apandisit çıkarılmazsa, nihayetinde bakteriler patlayabilir ve yayılabilir. Apendiksin rüptürünün neden olduğu enfeksiyon çok ciddidir, apse oluşturabilir (irin bir enfeksiyon) veya karın boyunca yayılabilir (bu tip bir enfeksiyona peritonit denir).

Apandisit çoğunlukla 11 ila 20 yaş arasındaki çocukları etkiler ve bebeklerde ve küçük çocuklarda çok nadirdir. Çocuklarda acil abdominal cerrahinin en sık nedenlerinden biridir. Apandisit bulaşıcı değildir.

SEMPTONLAR

Çocuğunuzun apandisit belirtileri varsa, hemen çocuk doktoruna başvurun:

  • şiddetli karın ağrısı, özellikle karın düğmesinin etrafında veya karın alt sağ kısmında (ilk başta ağrı aralıklı olabilir ve daha sonra sürekli ve keskin hale gelebilir)
  • febrícula
  • iştah kaybı
  • mide bulantısı ve kusma
  • ishal (çoğunlukla küçük miktarlarda ve mukusla)
  • Özellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda şişmiş karın

apandisitinin önlenmesinin olası bir yolu yoktur, ancak şu anda var olan ve tanı koydurucu diagnostik testlerle, çoğu vaka komplikasyon olmaksızın tanımlanır ve tedavi edilir.

Bir apandisit tedavi edilmezse, iltihaplı apandisit semptomların başlangıcından 24 ila 72 saat sonra patlayabilir. Ek patlarsa, ağrı karın boyunca yayılabilir ve çocuğun ateşi önemli ölçüde artabilir 40º C’ye (104º F) ulaşabilir.

Apandisit belirtileri çocuğun yaşına bağlı olarak değişebilir. 2 yaşında veya daha küçük çocuklarda en sık görülen semptomlar, kusma ve şişmiş karın ağrısıdır.

Çocuğunuzun apandisiti olabileceğinden şüpheleniyorsanız, çocuk doktoru derhal arayın ve çocuk doktoru tarafından yönlendirilmedikçe çocuğunuza ağrı kesici yiyecek veya içecek vermeyin.

Apandisit semptomları diğer tıbbi durumlara (böbrek taşı, zatürree veya hatta idrar yolu enfeksiyonu) benzer olabileceğinden apandisit tanısı koymak genellikle çocuk doktoru için biraz sıkıntılıdır.

Apandisitin doğrulanması veya ortadan kaldırılması için çocuk doktoru, çocuğun karnını ağrı veya hassasiyet belirtileri açısından tarayacak ve kan ve idrar testleri isteyecektir. Göğüs röntgeni, karın bölgesinin ultrasonu veya bilgisayarlı tomografi (CT) gibi başka testler de isteyebilir. Eğer çocuk doktoru çocuğunuzun apandisiti olduğundan şüphelenirse, çocuğu ameliyata hazırlamak için ona yiyecek ve içecek vermeyi bırakmanız istenebilir.

ÇOCUKLARDA APANDİSİT TEDAVİSİ

Apandisit, iltihaplı apandiksin apandektomi ile çıkarılmasıyla tedavi edilir. Cerrahlar karın içinde geleneksel bir insizyon yapabilir veya karın içinde çok daha küçük bir deliğe izin veren küçük bir cerrahi alet (bir laparoskop) kullanabilirler. Apendektomi genellikle iki ila üç gün hastanede kalmayı gerektirir.

Ameliyattan önce ve sonra, intravenöz (IV) sıvıların ve antibiyotiklerin uygulanması, olası komplikasyonları önlemeye yardımcı olur ve ameliyattan sonra yaranın enfeksiyon riskini azaltır. Gerekirse çocuğunuz da ağrı kesici alacaktır.

Enfekte bir apandisiti patlarsa, cerrahi olarak da çıkarılmalıdır. Bu tip bir müdahale daha uzun süreli hastaneye yatış gerektirebilir, böylece antibiyotikler çocuğun vücuduna yayılmış olan tüm bakterileri yok edebilir.

 

Çay Ağacı Bitkisinin Faydaları

Çay ağacı yağı çok uzak diyarlardan kendini kanıtlayarak yararını göstererek bize kadar ulaşmıştır. Asıl adı Melaleuca alternifolia olan ve bu ağacın yapraklarının yağının çıkarılmasıyla meydana gelen bitki türdür. İlk çağlardan bu yana kullanılan çay ağacı Avustralya aborjinleri tarafından ilk defa kullanılmaya başlanmış. ABD den yeni Zelanda’ya kadar ulaşmış bu bitki gemiciler tarafından sıkça kullanılarak ayak ve tırnak mantarlarında kullanılmasıyla mucizeleri tek tek keşfedilmeye başlanmıştır. Bu mucizevi bitkinin hemen hemen her şeye yararı olduğu gibi çok fazla zararı bilinmemektedir. Çay ağacı yağının bileşenleri şu şekildedir. %31 terpinen-4-ol, % 3,5 Alphaterpineol, % 16,4 P-Zymen şeklinde oluşmaktadır. Ülkemizde son 15 yılda yapılan araştırmalar sonucu yaygınlaşmaya ve bilinmeye başlanılmıştır. Çay ağacı antiseptik, anti bakteriyel, antiviral ve antifungal etkileriyle zararlı bakteri, virüs ve mantarları öldürüp yaraları iyileştirmek amacıyla yaygın kullanılmaya başlanış. Özellikle ‘Staphylococcus aureus’  bakterisinde etkilidir bu bakteri türü antibiyotiklerle bile güçlükle tedavi edilen bir bakteridir. Çay ağacı faydaları saymakla bitmez diyebiliriz. Kullanımı krem, yağ şeklindedir.

ÇAY AĞACI YAĞININ FAYDALARI

Çay ağacı birçok bölgede kullanılıyor bunlar  Kepek, egzama, akne, sivilce ve çıbanlar, mantar enfeksiyonları, sedef hastalığı, cilt kesikleri ve yanıkları, kuru saç derisi, dolama ve tırnak batmaları, ağız içi enfeksiyonları, siğil tedavisi ve uçuklarda kullanılan bir şifalı bitkidir.

  • Üst solunum yollarında öksürük, bronşit, grip gibi hastalıklarda yararını göstermektedir. Balgam sökücü özelliğine sahip olan çay ağacı yağını gece uyumadan önce göğüs bölgenize sürerseniz rahatlatacaktır.
  • Açık yaralarda dahi kullanılabilen çay ağacı yağını yaranızı temizledikten sonra sürerek sarabilirsiniz.
  • Vücuttaki toksinleri atmaya ihtiyacımız vardır vücudu terleterek toksinleri atmamızı sağlar.
  • Herhangi bir burkulma sonucu oluşan kas ağrılarını giderir.
  • Mide, kolon, bağırsak ve sindirim sistemi iç bakteriyel enfeksiyonunda atlamasını sağlar.
  • Dermatolojik olarak önerilen bir yağ türüdür oluşan yara izlerini geçirici özelliğe sahiptir.
  • Bağışıklık sistemine diren kazandırır vücudun güçlenmesini sağlar.
  • Kabakulak, suçiçeği, kızamık gibi hastalıkların çabuk iyileşmesini sağlar.
  • Oluşacak kötü kokuları engelleyicidir.
  • Kulak sağlığını da yararlıdır kulakta oluşan enfeksiyonu giderir ve ağrımasını engeller.
  • Antimikrobiyal özelliği sayesinde evdeki mikrop ve baterileri yok eder. Mutfak, lavabo ve küvet temizliğinde sıkça kullanılır.
  • Küf oluşan bölgelerde oluşan küfleri temizler ve küf oluşumunu engeller.
  • Tüberküloz hastalığının tedavisinde kullanılır.
  • Yaralar, kesikleri sinek, arı gibi böceklerde oluşacak hastalıklar yaraların tedavisinde kullanılır.
  • Cilt hastalıklarında faydası büyük ölçüde olan çay ağacının sedef hastalığı, egzama gibi cilt hastalıklarında faydalıdır.
  • Ciltteki hücreleri yenileyerek kırışıklık ve lekeleri gidererek cilt sağlığınızda kullanılır.
  • Ciltte oluşacak mantarı tedavi eder.

Çay Ağacı Yağının Yan Etkileri

  • Çok fazla zararı bilinmiyor ancak ağızdan alındığında zehirleyebilir.
  • Bazı ciltlerde alerjik reaksiyona sebep olabileceğinden cildinizin ufak bir bölümünde deneyerek reaksiyon oluşturabilir.
  • Herhangi bir cilt rahatsızlığını ve devamlı kullandığınız bir ilacınız varsa kesimlikle doktorunuza danışarak kullanınız.
  • Görülebilecek yan etkiler Kusma, ishal, mide rahatsızlığı, uyuşukluk, halüsinasyon görme, ciltte kızarıklıklar gördüğünüz anda doktorunuza başvurunuz.

İletişim

İletişim ; fikirleri, bilgiyi ve mesajları iletip alma sürecidir. İletişim eylemi, iki ya da daha fazla kişinin birbiriyle etkileşime girdiği, benzer özelliklere sahip mesaj alışverişi yoluyla, bir kanal kullanarak birbirlerini anlamaya ve etkilemeye çalıştığı karmaşık bir süreçtir. Bilginin iletilmesinde destek olarak hareket eder. Mekanik bir süreçten ziyade sosyokültürel bir gerçektir.

Günlük yaşantımızda birçok canlı ile iletişime gireriz. Her iletişim çeşidininsosyo-psikolojik bileşenleri bulunur. Şimdi bunları inceleyeceğiz.

İletişimin Sosyo-Psikolojik Bileşenleri

Bilgi, etkileşim ve algı, iletişimin sosyo-psikolojik bileşenlerini oluşturur ve bu bileşenler iletişimsel süreçlerde ortaya çıkar .

  • İletişimsel Bileşen: İletişimi bilgi alışverişi olarak değerlendirir. Sürecin her bir üyesi, bir nesne olarak değil, bir özne olarak (aktif bir varlık olarak) görülmektedir. .
  • Etkileşimli Bileşen: Tüm üyeler için ortak olan, grup aktivitelerinin performansını destekleyen, gruptaki bireylerin davranışları üzerindeki iletişim etkisidir. Katılımcılar arasında belirli ilişkiler varsa başarılıdır.
  • Algısal Bileşen: İnsanın algılamasının bir yansıması olarak kişilerarası algıyı içerir. Eğer bir birey diğeriyle temas ederse, bu durum her zaman tek kişilik olarak algılanır. Gösterimlerin iletişim üzerinde düzenleyici bir rolü vardır

Gösterimlerin iletişim üzerinde düzenleyici bir rolü vardır, çünkü diğer bireyin kademeli bilgisi aynı bilişsel özneyi oluşturur ve öteki bireyin imajının kesinliği üzerinde anlaşılan eylemlerin düzenlenişine bağlıdır.

Algı, bilgi ve etkileşim, iletişimin sosyo-psikolojik bileşenleri olarak, eğitim süreci için önemlidir çünkü onlar, öz bilgileri ve öznitelikleri tercih ederler.

İletişimin sosyo-psikolojik bileşenleri eğitimsel iletişimin ayrılmaz bir parçasıdır, çünkü etkinlik ve iletişim pedagojik süreçte, ortak faaliyetin planlanması, yönlendirilmesi ve yürütülmesi için konular arasındaki algı, bilgi ve etkileşim yoluyla birleştirilir.

Ergenler Arasındaki İletişim

Ergenlik, kişiliğinizin oluşumunu etkileyen bir süreçtir. Aynı zamanda belirli özelliklerin bu dönemde benimsenmesi sonucu insan gelişiminde özel bir aşama oluşur. Ergenler arasındaki iletişim yeni nüanslar sunar. Bu nüanslarla karşılaşan çoğu birey bu durumu doğal olarak karşılar.

Ergenlik döneminde fizyolojik dönüşümler çok belirgin ve merkezdedir.  Büyümenin hızlanması, boy, kilo artışı, kas gücü ve ikincil cinsel karakterlerin ortaya çıkması sonucu ergenlik dönemi özel bir dönem haline gelir. Bu dönem bireyleri çoğu durumda sürdürülen ilişkilere bağlı olarak yetişkinlerle o zamana kadar devam ettirilen iletişimin yerinden edilip çağdaşları ile olan iletişimdir.

Nesiller Arası İletişim

Farklı insan grupları arasında yürütülen iletişim süreçleri hakkında bilgi sahibi olmak, modern toplumların yaşam kalitesinde kayda değer bir iyileşme anlamına gelebilir.

Farklı kuşakların bireyleri arasındaki iletişimin önemi sadece insanlar arasındaki bağları güçlendirmek demek değildir. Farklı kuşakların iletişimi elbette . kuşaklar arası iletişim , aile içi iletişimi ya da akademik anlamdaki iletişimininunsurlu iletişimlerin yürütüldüğü ortamı uyumlaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda doğayı, insan için ideal bir ekosistem olan toplumda yaşanabilecek her türlü olayıolan olayları , gençlere öğretmeyi amaçlamaktadır.

Bu nedenle, iletişimin çeşitli kapsamları olduğu bilinmelidir. Çocuklarınteyit edilebilir. çocukların ve gençlerin davranışlarını anlamak için çaba gösterilmelidir. Onlarla kurulan iletişimde onlar daha kuşaklararası anlayış elde etmek için, yaşadıkları durumlardan bazıları benimsenebilir aldığınız uygun kanalları kullanarak onlarla iletişime geçebilirsiniz. ve iletişim anları oluşturulması gerekmektedir.

Etkili iletişim kurmaya özen gösterilmelidir. Tüm bunlaraHaberleşilen her şeyin iletici ve alıcı için aynı anlamı taşıyan bir sinyal olduğu durumlar vardır. Bu genellikle verici başka bir şey nihayet yayınladı ve kodlanmış reseptörü açmak gerekiyordu ve o istediği için farklı bir anlam verdi gerçeğine karşı biridir, ancak, ideal bir durumdur aslen. Bu durum, nesiller arası iletişimde sıkça görülür.

Bu anlamda ve gerçek bir anlayış ve iletişim süreçlerinin yönetimi olduğu için, bu yetişkin mesaj, orta seçimi ve en iyi zamana odaklanan, formları ve iletişim stratejilerini planlamak olmasıdır.

Etkili iletişim kurun

Yukarıdakilere dayanarak nesiller arası iletişim, farklı nesillere ait iki veya daha fazla kişinin ortak bir anlamın ima edildiği bir eylem olarak tanımlanabilir. Bu nedenle, farklı kuşaklar arasındaki iletişim problemlerinin, iletilmekte olan mesajın ortak anlamının eksikliğinden kaynaklandığını varsaymak mümkündür.

Nesiller arası iletişimin karmaşıklığı, insanda var olan kalıcı değişme koşullarına atfedilebilir, hatta daha çok, değişimin diğer zamanlardan daha hızlı gerçekleştiği haliyle bir çağın söz konusu olduğu durumlarda.

Ergenlik Döneminde Akranlar Arasındaki İletişimin Özellikleri

Ergenler arasındaki iletişim, ortak faaliyette geliştirilen ölçütlere dayanarak, kendi kendini yapmasını, değerlendirmeyi ve yansımayı teşvik eden bir faktör olarak daha fazla alan gerektirir.

Ergenler arasındaki ilişkiler, yetişkinlerle ve hatta kendi etki ve arzularıyla bile ilişkilerden bağımsız olarak oluşur. Bu ilişkilerin kendi içeriği ve gelişimlerinde bir mantığı vardır. Grup tarafından reddedilen popüler olmayan ergenlerde, yetersiz ve çoğunlukla abartılmış bir öz değerlendirme ortaya çıkmaktadır.

Ergenler, saygı ve otoritesinden zevk alan sınıf arkadaşları ile arkadaşlık ve arkadaşlık eğilimi gösterirler. İyi bir ortağın, niteliklerin, becerinin, cesaretin, sportif başarıların, dış görünüşün yetişkinliğinin ve kendini idare etmenin, sevgi dolu ilişkilerde deneyimlerin, yetişkinlerle ilişkilerde bağımsızlığın, vb.

Bir refakatçiye yönelik tedavi genellikle o kadar çekici ki, ergen onu ilgilenmeyecek veya ilgisini çekmeyecek bir şeyle ilgilenmeye başlıyor. Ama ilginizi gerçekten ne uyandırabilir? Bu yüzden akranlarıyla olan anlaşma yeni çıkarların kaynağıdır. Kendisinden hoşlanan bir çağdaşın esası, ergenlere, saygı duyduğu nitelikleri ve sınıf arkadaşlarının değer verdiği şeylerden yoksun olduğunu fark etmeye ve anlamaya zorlar. Çağdaş, ergen için bir model haline gelir.

Öğrenciler arasındaki iletişimde tercih edilen konular, ilk sırada yer alma eğiliminde olan sevgi, ilişkiler, kur, cinsel ilişkiler ve cinsel eğitim ile ilgili olan konular; Spor, parti, plaj ve diğerleri de dahil olmak üzere boş zaman ve rekreasyon ile ilgili olanlar, ikinci ve üçüncü, çalışma, sınavlar, disiplin ve örgün eğitimini işgal etmektedir. En az tercih edilen yerlerde kariyer, gelecekteki çalışmalar, ulusal ve uluslararası politika ve gençlerin sosyal davranışları ile ilgili sorular elde etmek için sorular vardır.

Ergenler için, inisiyatif, kişiler arası ilişkilerinde büyük önem taşır. İhanete uğramak, hile yapmak, alay etmek ve başkaları tarafından keşfedilmek, öğrencilerimizde asla unutulmayacak çok güçlü ve nahoş duygulara yol açmaktadır. Çünkü bu aşamada, öznenin her zaman kabul görmek için iyi bir imajı olduğu belirlenmiştir. ve etrafındakilerin onayı. Zayıflıklar, kapasite eksikliği, işlenen hatalar, ergenin gizlediği ve sadece yakın ilişkileri olan insanlara sunduğu konulardır.

İletişimin Önemi

  • Empati yapmamızı sağlar.Bazı şeyleri diğer kişiler açısından görmek ve aynı şeyi düşünmüyorsanız, diğerini anlamak için çaba göstermenizi sağlar. Bu, diğerlerinin davranışlarına dair algı ve anlayışlarının bir gereği olarak, ihtiyaçlarının hassasiyetine, adalet ve tarafsızlıkla nasıl başa çıkılacağını bilme esnekliğine yol açar. Onunla aynı fikirde olmasanız da, görüşünüzü tam olarak kabul etmese bile, diğerini anlamak için güzel bir olanak sağlar. Diğerinin anlaşılması, etkili iletişimin iki temel ilkesini oluşturmaya yönelir.
  • Akışlarının ve kanalların organizasyonunu geliştirmek için yardımcı olur, bu karar verme yoluyla sonuçların hazırlanması, analiz, teşhis, planlama ve kontrol yürütmek açısından önemlidir.
  • Her düzeyde kültürel ve sosyal bir arabuluculuk yapar.
  • Sosyal gelenekler ve kültürlerin yanı sıra onları teşvik etmek için değerlerin korunmasına yardımcı olur.

İletişim Teknikleri ve Yöntemleri

Teknik, yöntemle takip edilen öğrenmenin bir parçasını geliştirmeye yardımcı olmaya kendini adamış bir didaktik prosedür olarak kabul edilir. Bu nedenle, bir öğretim yöntemi, bir dizi tekniğin tamamını kullanabilir.

Kişilerarası iletişim yöntemleri arasında insan ilişkilerinde sıklıkla kullanılan ikna ve öneri vardır. Kişisel ve grup yöneliminde kullanılabilirler.

Bazı grup dinamiği teknikleri, yetersiz iletişimin nedenlerini ortadan kaldırmak ve olumlu iletişim kurmayı öğrenmek için kullanılabilir. Onlarla elde edilebilecek etkililik, takip edilen amaçlara, teknik sistemlerin doğru seçimine ve uygun uygulanmalarına bağlıdır. Aynı zamanda, bunları kullanan kimselerin hazırlanmalarına, deneyimlerine, çalışacakları konuya, gruba ve aralarında kurulan ilişkilere de bağlı olacaktır. Bunlar, mevcut olan birçok teknikten sadece birkaçıdır, ancak, başkalarına nasıl daha iyi iletişim kuracaklarını öğretmek için etkili bir araç olarak kullanılır.

Milletvekili Olma Şartları

Milletvekili

Milletvekili, demokratik ülkelerde genel seçimler ile seçilerek parlamentoda halkı temsil etme hakkı kazanan kişidir. Çoğu modern ülkede, iki aşamalı meclisler olduğu için, milletvekili genelde alt kanattaki üyelere verilen isimdir, zira üst kanadın senato gibi farklı bir ismi vardır zaten. Türkiye’de tek meclis vardır ve TBMM üyelerine milletvekili denir. Milletvekilleri genelde belirli siyasi partilere bağlıdır. Siyasi partilere bağlı olmak istemeyen vekiller ise bağımsız aday olurlar.

Milletvekili Olmanın Şartları

Milletvekili olma şartları anayasamızın  76. Maddesinde de yer almaktadır. 

Bu şartlar:

  • 25 yaşınıdoldurmuş olmak. (2017 yılında yapılan referandumla 25 yaş şartı 18 yaşına indirilmiştir.)
  • Türk vatandaşı olmak.
  • En az ilkokulmezunu olmak.
  • Askerlik hizmetini yapmış olmak.
  • Kısıtlı olmamak (Ancak Meclis de bulunan engelli milletvekillerimiz bu madde kapsamı içerisine girmemektedir.)
  • Kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak.
  • Taksirli suçlar hariç, toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezası almamış olmak.
  • Yüz kızartıcı suç işlememiş olmak; kaçakçılık, resmi ihale ile alım satımlara fesat karıştırmamış olmak.
  • Devlet sırlarını açığa vurma, ideolojik veya anarşik eylemlere katılıp bu suçlardan birinden hüküm giymemiş olmak.

Milletvekili Nasıl Olunur?

Siyasi partiden aday olacak olan adaylar seçimden önce siyasi partilere adaylık için başvuru yaparlar. Adaylık başvurusu için her siyasi parti belli bir ücret belirlemektedir. Bu ücret başvuruda sizden talep edilir. Başvuru ücretleri kadın ve engellilerden alınmaz.Ücretin yanında bazı başvuru evrakları istenir. Bu süreçten sonra adaylığın kesinleşmesi beklenir. Beklemenin ardından milletvekili adaylarının bir kısmı ön seçimle belirlenirken, bir kısmı da üst yönetim veya liderler tarafından belirlenmektedir.

Eğer siyasi parti değil de bağımsız aday olacaksanız, öncelikle bulunduğunuz ildeki İl Seçim Kurulu Başkanlığı’na giderek, başvuru belgelerini, talep edilen ücreti ve adaylık koşullarına uyduğunu bildiren bir yazıyı teslim edersiniz. Kurul tarafından başvurunuz onaylanırsa, Yüksek Seçim Kurulu’na bilgileriniz gider. Yüksek Seçim Kurulu (YSK), partilerden gelen listeler ve İl Seçim Kurul Başkanlıkları’ndan gelen bağımsız aday isimleri ile beraber geçici listeleri açıklar. Daha sonrasında 2 günlük bir itiraz süresi verilir. 2 gün sonrasında listeler kesin olarak açıklanır.

Bu listelerde bulunan milletvekilleri seçilebilmek için reklam, tanıtım ve miting programları yaparlar. Seçim günü belli bir oy potansiyeline erişen siyasi partiler veya bağımsız adaylar seçilir ve görevine başlar.Seçilen adaylar seçildiklerine ait tutanaklarla, mazbatalarını alır ve rozetlerini takarak resmi görev sürecine başlarlar.

SEÇİMLER

Oy verilerek yapılan, bir şeyi veya birini seçme eylemine seçim adı verilir. Seçim yoluyla kişiler kendilerine lider seçme veya kendi kendisini yönetme adına bir seçim yapma hakkına sahip olur. Seçimin demokratik bir seçim olabilmesi için oy veren kişilerin birkaç aday arasında karar vermesi gerekmektedir. Aynı zamanda oy veren kişilerin aklının çelinmemesi ve son dakika fikrinin değişmemesi açısından seçimlerin kapalı bir alanda yapılması gerekmektedir. Eğer seçimler meclis için yapılacaksa adaylar genellikle bir siyasi partiye üye olan kişilerden seçilmektedir.

     SEÇİMLER NASIL YAPILIR?

Söz konusu genel seçimlerse, kişiler oy kullanmak için kendilerine en yakın olan seçim merkezine giderler. Bu seçim merkezlerinde oy sandıkları bulunmaktadır. Oy kullanacak kişiler seçim merkezinde bulunan görevlilerden üzerinde adayların isim ve açıklamalarının bulunduğu oy pusulalarını alırlar. Bu oy pusulalarının üzerinde boş kutular bulunur ve bu boş kutulardan kendi oy vermek istedikleri kısma genellikle ‘’x’’ işareti koyarlar. Bu işlemden sonra zarfı kapatmak ve yapıştırmak suretiyle oy sandığının içerisine atarlar. Oy veren kişilerin yalnızca bir kez oy kullanma hakkı vardır. Oylama tamamlandığında ve seçimin açıklanma zamanı geldiğinde sandıklar açılır ve oylar sayılır. En çok oyu alan kişi seçimin galibi olmuş olur.

     SEÇİMLERİN AMACI NEDİR?

Seçim, demokratik toplumlar açısından çok önemli bir mekanizmadır. Aynı zamanda seçim, halkın bir şeyler üzerinde karar verebilmesini sağlayan demokratik bir araçtır. Halk, seçimler sayesinde yönetme gücünü sağlayacak olan kişileri seçme hakkına sahip olur. Demokratik sürecin işlemesi ve sürekliliği açısından seçim çok büyük bir ihtiyaçtır. Seçim bir bakıma insanların siyaset hakkında bilgi sahibi olmasına ve kendilerini yaşadıkları topraklara karşı sorumlu hissetmelerine sebep olur. Zira insanların siyaset hakkında en çok araştırmayı seçim dönemlerinde yaptıkları görülmektedir.

     UYGULANMAKTA OLAN SEÇİM SİSTEMLERİ NELERDİR?

Günümüzde uygulanan iki adet seçim sistemi vardır. Bu seçim sistemleri çoğunluk sistemi ve nispi temsil sistemidir. Bir seçim süreci başlatıldığı zaman, adaylar arasından en çok oyu alan partinin seçimi kazanmış sayılmasına çoğunluk sistemi adı verilir. Nispi temsil sistemi ise, belirli bir oy oranına göre planlanan seçimde partilerin veya adayların aldıkları geçerli oy oranına göre temsilci ortaya çıkardığı seçim sistemine denir. Nispi temsil sistemi çoğunluk sistemine nazaran çok daha adil fakat uygulanması çok daha zor bir sistemdir. Zira azınlık kısmına da seçme hakkı verilmesi açısından oldukça önemlidir. Ülkemizde 18 yaşını doldurmuş her birey oy kullanma hakkına sahiptir. Bu hak, demokrasimizdeki en önemli ve özgürlükçü haklardan biridir.